Yılın Yarısına Geldik: Kendine Verdiğin Sözlerin Neresindesin?
Hedeflerini mi unuttun, yoksa yolun içinde kendini mi kaybettin?
Takvimler 15 Haziran’ı gösteriyor.
Bir yılın tam ortasındayız.
Ocak ayında yeni bir yıl başladı. Birçok insan yeni defterler açtı. Yeni hedefler belirledi. Yeni kararlar aldı. Kimileri sağlığı için söz verdi. Kimileri ilişkilerini dönüştürmek istedi. Kimileri yeni bir kariyer hayal etti. Kimileri daha çok kazanmayı, daha çok üretmeyi, daha çok sevmeyi, daha çok yaşamayı seçti.

Belki sen de onlardan biriydin.
Belki bir kâğıda yazdın.
Belki bir ajandaya not aldın.
Belki bir vizyon panosu hazırladın.
Belki yalnızca kendi kendine söz verdin.
Bugün sana hedeflerini hatırlatmak için yazmıyorum.
Bugün sana çok daha önemli bir soru sormak istiyorum.
Ocak ayında hedef koyan insan ile bugün yaşayan insan aynı kişi mi?
Çünkü çoğu zaman mesele hedef değildir.
Mesele hedefe giden yolda kim olduğumuzdur.
Birçok insan yılın başında büyük hedefler koyar. Daha fit olmak ister. Daha mutlu olmak ister. Daha huzurlu olmak ister. Daha başarılı olmak ister. Daha çok kitap okumak, yeni bir dil öğrenmek, şirketini büyütmek, ilişkisini dönüştürmek ya da kendi işini kurmak ister.
Sonra hayat devreye girer.
Bir toplantı…
Bir kriz…
Bir ayrılık…
Bir ekonomik zorluk…
Bir sağlık meselesi…
Beklenmeyen gelişmeler…
Ve bir süre sonra insan hedeflerinden uzaklaştığını fark eder.
İlginç olan şu ki insanların büyük bölümü hedeflerine ulaşamadıkları için vazgeçmez.
Hedefleriyle olan ilişkilerini kaybettikleri için vazgeçer.
Çünkü insan davranışları üzerine yapılan çalışmalar bize çok önemli bir şey gösteriyor.
Bir insanın hayatını değiştiren şey motivasyon değildir.
Kimliğidir.

Kendisine verdiği sözlerle kurduğu ilişkidir.
Bir düşün.
Ocak ayında verdiğin sözlerden kaç tanesi hâlâ hayatında?
Daha önemlisi şu:
Kaç tanesi gerçekten senin sözündü?
Kaç tanesi çevrenin beklentileriydi?
Kaç tanesi sosyal medyada gördüğün hayatların etkisiydi?
Kaç tanesi gerçekten kalbinin istediği yöndü?
Çünkü bazen insan hedeflerine ulaşamaz.
Bazen de ulaştığında onların zaten kendisine ait olmadığını fark eder.
Yılın tam ortasında olduğumuz bugünlerde kendine şu soruları sormanı istiyorum.
Bu yılın başında ne olmak istiyordun?
Bugün kim oldun?
Bu yılın başında hangi duyguların peşindeydin?
Bugün hangi duygular hayatını yönetiyor?
Bu yılın başında neyi değiştirmek istiyordun?
Gerçekten onun üzerinde çalıştın mı?
Yoksa yalnızca düşünmekle mi yetindin?
Çünkü düşünmek ile dönüşmek arasında büyük bir fark vardır.
Bilmek ile yapmak arasında büyük bir fark vardır.
İstemek ile harekete geçmek arasında büyük bir fark vardır.
Koçluk çalışmalarında insanların en sık karşılaştığı gerçeklerden biri budur. İnsanlar ne yapmaları gerektiğini çoğu zaman bilirler. Daha sağlıklı beslenmeleri gerektiğini bilirler. Daha fazla hareket etmeleri gerektiğini bilirler. İletişimlerini geliştirmeleri gerektiğini bilirler. Daha fazla dinlemeleri gerektiğini bilirler. Daha net sınırlar koymaları gerektiğini bilirler.
Bilgi eksik değildir.
Asıl soru şudur:
Neden bildiğimiz şeyi yaşamıyoruz?
İşte bu noktada insanın kendisiyle olan ilişkisi ortaya çıkar.
Kendine verdiğin sözleri ne kadar tutuyorsun?
Kendine verdiğin sözlerin değeri senin gözünde ne kadar yüksek?
Bir başkasına verdiğin sözü tutmak için gösterdiğin özeni kendine de gösteriyor musun?
Yoksa kendinle yaptığın anlaşmalar kolayca ertelenebiliyor mu?
Transaksiyonel Analiz perspektifinden baktığımızda insanın yaşamındaki birçok tekrarın temelinde bu ilişki yatar. İnsan yalnızca başkalarıyla ilişki kurmaz. İnsan önce kendisiyle ilişki kurar. Kendi içindeki sesle kurduğu ilişki, yaşamındaki bütün ilişkilerin temelini oluşturur.
Kendisine güvenmeyen bir insan başkalarına da güvenmekte zorlanır.
Kendisine verdiği sözleri tutmayan bir insan zamanla kendi gücüne olan inancını kaybetmeye başlar.
Kendi potansiyelini sürekli erteleyen bir insan bir süre sonra hayallerinin küçüldüğünü fark eder.
Bu yüzden bugün sana yeni hedefler koymanı önermiyorum.
Yeni kararlar almanı da önermiyorum.
Önce durmanı öneriyorum.
Sessizce oturmanı.
Yılın ilk altı ayına bakmanı.
Kendini yargılamadan.
Kendini suçlamadan.
Kendini küçümsemeden.
Yalnızca dürüstçe bakmanı.
Neleri başardın?
Neleri erteledin?
Neleri unuttun?
Neleri bahane ettin?
Neleri gerçekten denedin?
Neleri yalnızca hayal ettin?
Ve sonra kendine şu soruyu sor:
Yılın kalan altı ayında gerçekten nasıl bir insan olmak istiyorum?
Dikkat et.
Ne başarmak istiyorum demiyorum.
Nasıl bir insan olmak istiyorum diye soruyorum.
Çünkü başarılar kimliğin sonucu olarak ortaya çıkar.
Kimlik başarıların sonucu olarak oluşmaz.
Eğer daha sağlıklı bir insan olursan sağlıklı alışkanlıklar gelişir.
Eğer öğrenen bir insan olursan bilgi hayatına yerleşir.
Eğer sorumluluk alan bir insan olursan sonuçlar değişmeye başlar.
Eğer kendi sözüne sadık bir insan olursan hedeflerin sana yaklaşır.
Belki de yılın bu noktasında sorulması gereken en önemli soru şudur:
Aralık ayında geriye dönüp baktığında hangi kararınla gurur duymak istiyorsun?
Hangi cesaretinle?
Hangi adımınla?
Hangi değişiminle?
Çünkü önümüzde hâlâ altı ay var.
Altı ay yeni bir dil öğrenmek için yeterli olabilir.
Altı ay bir alışkanlığı değiştirmek için yeterli olabilir.
Altı ay bir ilişkiyi dönüştürmek için yeterli olabilir.
Altı ay bir liderlik becerisini geliştirmek için yeterli olabilir.
Altı ay hayatının yönünü değiştirmek için yeterli olabilir.
Asıl soru zamanın yeterli olup olmadığı değildir.
Asıl soru, yılın geri kalanında kendine verdiğin sözlerle nasıl bir ilişki kuracağıdır.
Çünkü gelecek bir gün gelmez.




