Kendini Tanımadan Kimi Geliştirmeye Çalışıyorsun?
Dünyanın en eski öğretilerinden biri, Delfi Tapınağı’nın girişinde yazan o kısa cümlede saklıdır:
“Kendini bil.”
Aradan binlerce yıl geçti.
Teknoloji değişti.
İş dünyası değişti.
İnsan ilişkileri değişti.
İletişim biçimleri değişti.
Fakat insanın temel arayışı değişmedi.
İnsan hâlâ kendisini anlamaya çalışıyor.

Çünkü insanın hayatındaki birçok sorun, aslında dış dünyada yaşanmaz. Sorunun büyük bölümü, kişinin kendisini nasıl gördüğü, kendisini nasıl tanımladığı ve kendisiyle nasıl bir ilişki kurduğu ile ilgilidir.
Koçluk çalışmalarımda, mentörlük süreçlerimde ve yıllardır yürüttüğüm eğitimlerde tekrar tekrar aynı gerçekle karşılaşıyorum.
İnsanların büyük çoğunluğu hayatlarını değiştirmeye çalışıyor.
Fakat çok azı önce kendisini tanımaya çalışıyor.
Oysa tanımadığınız bir şeyi dönüştüremezsiniz.
Görmediğiniz bir şeyi geliştiremezsiniz.
Kabul etmediğiniz bir şeyi sürdürülebilir biçimde değiştiremezsiniz.
Bu nedenle bugün size cevaplar vermek istemiyorum.
Çünkü bazen doğru bir soru, yüz tane cevaptan daha değerlidir.
Şimdi kendinize şu soruyu sorun:
Hayatımda tekrar eden hangi durumlar var?
Farklı insanlar…
Farklı şehirler…
Farklı işler…
Farklı ilişkiler…
Ancak aynı duygular…
Aynı hayal kırıklıkları…
Aynı öfkeler…
Aynı korkular…
Eğer yaşamınızda sürekli tekrar eden bir tema varsa, sizce sorun gerçekten dışarıdaki insanlar mı, yoksa henüz fark etmediğiniz bir içsel örüntü mü?
Transaksiyonel Analiz bize insanların çocukluk dönemlerinde yaşamla ilgili bazı kararlar aldığını söyler.
Bu kararlar çoğu zaman bilinçli değildir.
“Yeterince iyi değilim.”
“Başarılı olmalıyım.”
“Herkesi mutlu etmeliyim.”
“Güçlü görünmeliyim.”
“Sevilmek için fedakârlık yapmalıyım.”
Peki bugün verdiğiniz kararların ne kadarı gerçekten bugünkü size ait?
Kaç yaşındasınız?
Ve şu anda hayatınızı yöneten düşüncelerin kaçı çocuklukta oluşturduğunuz bir yaşam senaryosunun parçası?
Bir başka soru soralım.
Kendiniz hakkında en çok tekrarladığınız cümle nedir?
“Ben böyleyim.”
“Ben yapamam.”
“Ben zaten hep…”
“Ben hiçbir zaman…”
Bu cümleleri ilk ne zaman kurmaya başladınız?
Gerçekten doğru olduklarını nereden biliyorsunuz?
Yoksa yıllarca tekrarlandıkları için mi gerçek gibi geliyorlar?
Gestalt yaklaşımı insanın tamamlanmamış deneyimlerini fark etmesine yardımcı olur.
Bu nedenle size başka bir soru sormak istiyorum:
Bugün hayatınızda yarım kalmış ne var?
Söylenmemiş hangi sözler?
Verilmemiş hangi kararlar?
Bitirilmemiş hangi süreçler?
Tamamlanmamış her deneyim, enerji tüketmeye devam eder.
Bu nedenle bazen yorgunluğunuzun sebebi çok çalışmak değildir.
Yarım kalan hikâyeler taşımaktır.
Şimdi iş hayatına bakalım.
Çalıştığınız kurumdan mı yoruldunuz?
Yoksa kendi potansiyelinizi kullanamamaktan mı?
Yöneticinizden mi rahatsızsınız?
Yoksa sınırlarınızı ifade edemediğiniz için mi?
Başarısız olmaktan mı korkuyorsunuz?
Yoksa başarılı olduğunuzda hayatınızın değişmesinden mi?

Özel hayatınıza bakalım.
Gerçekten karşınızdaki insanı mı seviyorsunuz?
Yoksa onun yanında hissettiğiniz duyguyu mu?
Gerçekten ilişki mi istiyorsunuz?
Yoksa yalnız kalmaktan kaçıyor musunuz?
Gerçekten anlaşılmak mı istiyorsunuz?
Yoksa kendinizi anlatmaktan mı kaçıyorsunuz?
Ve şimdi belki de en önemli soruya gelelim.
Eğer bugün hayatınızdaki bütün unvanlarınız alınsaydı, bütün başarılarınız bir kenara bırakılsaydı, bütün rolleriniz ortadan kalksaydı geriye kim kalırdı?
Anne…
Baba…
Yönetici…
Patron…
Koç…
Mentör…
Eş…
Arkadaş…
Bütün bu kimliklerin ötesinde kim olduğunuzu biliyor musunuz?
Çünkü insanın gerçek dönüşümü tam burada başlar.
Kendini tanımakla.
Kendini görmekle.
Kendini kabul etmekle.
Birçok insan kabul etmeyi teslim olmak zanneder.
Oysa kabul, değişimin sonu değildir.
Kabul, değişimin başlangıcıdır.
Çünkü insan ancak kendisini olduğu gibi görebildiğinde, gerçekten neyi değiştirmek istediğine karar verebilir.
Kendisini reddeden insan gelişemez.
Kendisini yargılayan insan özgürleşemez.
Kendisini olduğu gibi görebilen insan ise potansiyelini açığa çıkarabilir.
Belki de bugün kendinize verebileceğiniz en büyük hediye, yeni bir hedef koymak değildir.
Yeni bir eğitim almak değildir.
Yeni bir plan yapmak değildir.
Belki bugün kendinize verebileceğiniz en büyük hediye şu sorudur:
Ben gerçekten kimim ve bugüne kadar kim olduğumu sandığım şeylerin ne kadarı bana ait?
Çünkü olmak istediğiniz kişi, dışarıda yaratılmayı bekleyen biri değildir.
O kişi zaten içinizde vardır.
Önce görülmeyi…
Sonra kabul edilmeyi…
Ardından da yaşanmayı bekliyordur.
Ve insan kendisini gerçekten gördüğü gün, yeni bir hayat kurmaz.
Kendi hakikatinden yeni bir yaşam yaratır.




