Bir İnsan Potansiyelini Nasıl Ortaya Çıkarır?
Bilgi çağında yaşarken neden hâlâ sahip olduğumuz gücün çok altında bir hayat yaşıyoruz?
Dünya tarihinde hiçbir nesil bugünkü kadar bilgiye erişemedi. Birkaç saniye içinde dünyanın en iyi üniversitelerinin araştırmalarına ulaşabiliyor, liderlik üzerine yazılmış binlerce kitabı okuyabiliyor, insan davranışları hakkında sayısız eğitim izleyebiliyor ve daha önce yıllar süren öğrenme süreçlerini günler içinde deneyimleyebiliyoruz. Buna rağmen insanların büyük bölümü yaşamlarının sonunda dönüp geriye baktığında aynı cümleyi kuruyor:

“Yapabileceklerimin tamamını yapamadım.”
Bu cümle yalnızca kariyerle ilgili değildir. İlişkilerle ilgilidir. Sağlıkla ilgilidir. Hayallerle ilgilidir. Cesaretle ilgilidir. İnsan olmanın kendisiyle ilgilidir.
Çünkü insanın en büyük pişmanlığı çoğu zaman yaptığı şeyler değildir. Yapabilecek güce sahip olduğu halde yapmadığı şeylerdir.
Burada çok önemli bir yanılgıyla karşılaşıyoruz. Birçok insan potansiyeli yetenek sanıyor. Oysa potansiyel yalnızca sahip olduğumuz beceriler değildir. Potansiyel, sahip olduğumuz gücü ne kadar hayata geçirebildiğimizdir. Çok zeki bir insan potansiyelinin altında yaşayabilir. Çok yetenekli bir lider potansiyelinin altında yaşayabilir. Çok deneyimli bir yönetici, çok başarılı bir girişimci ya da son derece donanımlı bir uzman da potansiyelinin altında yaşayabilir.
Çünkü potansiyelin önündeki en büyük engel bilgi eksikliği değildir.
İnsanın kendisiyle kurduğu ilişkidir.
Bugün birçok insan ne yapması gerektiğini biliyor. Daha sağlıklı beslenmesi gerektiğini biliyor. Daha iyi iletişim kurması gerektiğini biliyor. Daha fazla dinlemesi gerektiğini biliyor. Daha net sınırlar koyması gerektiğini biliyor. Daha cesur olması gerektiğini biliyor. Daha çok öğrenmesi gerektiğini biliyor.
Peki o zaman neden yaşamlar değişmiyor?
Çünkü bilmek ile olmak arasında büyük bir fark vardır.
İnsan davranışları üzerine yapılan araştırmalar bize gösteriyor ki insanlar çoğu zaman bilgi eksikliğinden değil, davranış kalıplarından dolayı aynı yerde kalıyorlar. Bir insan yıllarca liderlik eğitimi alabilir, ancak zor bir geri bildirim aldığında savunmaya geçiyorsa gelişimi sınırlanır. Bir yönetici takım yönetimi konusunda uzmanlaşabilir, ancak çalışanlarının potansiyeline gerçekten inanmadığında ekip büyüyemez. Bir insan ilişkiler üzerine yüzlerce kitap okuyabilir, ancak kendi duygularını tanımadığında aynı çatışmaları yaşamaya devam eder.
Bu yüzden potansiyel konusu yalnızca başarı konusu değildir.
Potansiyel, insanın kendisini tanıma yolculuğudur.
Kendine şu soruları sormanı istiyorum.
Hayatında gerçekten istediğin halde ertelediğin şey nedir?
Hangi hedefin yıllardır farklı isimlerle karşına çıkıyor?
Hangi konuda sürekli hazırlanıyor, öğreniyor, planlıyor ancak harekete geçmiyorsun?
Kendine hangi konuda yeterince güvenmiyorsun?
Başarısız olmaktan mı korkuyorsun, yoksa başarılı olmaktan mı?
Çünkü birçok insan başarısızlıktan değil, başarıdan korkar. Başarı görünür olmayı gerektirir. Sorumluluk almayı gerektirir. Değişmeyi gerektirir. İnsan bazen alıştığı sınırların içinde kalmayı, bilinmeyene doğru yürümekten daha güvenli bulur.

Tam da bu nedenle potansiyel konusu yalnızca bireysel gelişimin değil, liderliğin de merkezindedir.
Bugün kurumların en büyük ihtiyacı daha fazla prosedür değildir. Daha fazla rapor değildir. Daha fazla toplantı değildir. İnsanların içindeki potansiyeli ortaya çıkarabilecek liderlerdir.
Gerçek liderlik insanları yönetmek değildir.
İnsanların kendilerini yönetebilecekleri alanı oluşturmaktır.
Gerçek mentörlük cevap vermek değildir.
İnsanın kendi cevaplarına ulaşmasını sağlayacak soruları sorabilmektir.
Gerçek koçluk yön göstermek değildir.
İnsanın kendi yönünü keşfetmesine eşlik etmektir.
Bu nedenle potansiyel konusu yalnızca bireyin meselesi değildir. Takımların meselesidir. Kurumların meselesidir. Ailelerin meselesidir. Toplumların meselesidir.
Bir takımın potansiyeli ortaya çıkmadığında kurumlar büyüyemez.
Bir liderin potansiyeli ortaya çıkmadığında insanlar ilham alamaz.
Bir insanın potansiyeli ortaya çıkmadığında yaşam yalnızca geçirilmiş olur.
Bugün yılın tam ortasına yaklaşırken kendine dürüstçe bakmanı istiyorum.
Sahip olduğun bilgiyle bugün bulunduğun yer arasında ne kadar mesafe var?
Sahip olduğun deneyimle ortaya koyduğun sonuçlar arasında ne kadar mesafe var?
Olabileceğin insanla bugün yaşadığın hayat arasında ne kadar mesafe var?
Ve en önemlisi…
Bu mesafeyi kapatmak için ilk adımı ne zaman atacaksın?
Çünkü potansiyel bir gün ortaya çıkacak gizli bir hazine değildir.
Potansiyel her gün verilen küçük kararların toplamıdır.
Okuduğun kitaplar kadar uyguladığın davranışlardır.
Kurduğun hayaller kadar attığın adımlardır.
Bildiklerin kadar yaşadıklarındır.
Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Hayatının geri kalanında kim olmak istiyorsun?
Çünkü gelecek bir gün ansızın gelmez.




