İnsan Neden Sürekli Kendini Kanıtlamak Zorunda Hisseder?
Değersizlik hissi, görünme ihtiyacı, ilişkiler, iş hayatı ve insanın kendi gölgesiyle kurduğu görünmez ilişki üzerine
Hayatım boyunca binlerce insanın hikâyesini dinledim. Farklı sektörlerden yöneticiler, girişimciler, öğretmenler, ebeveynler, öğrenciler, sanatçılar, sporcular, liderler ve yaşamlarının farklı dönemlerinde yönünü kaybetmiş insanlar… İlk bakışta birbirine hiç benzemeyen bu insanların hikâyelerinin derinliklerine indiğinde ise ortak bir tema tekrar tekrar karşıma çıktı.

İnsanların büyük bölümü başarısız oldukları için yorulmuyordu.
İnsanların büyük bölümü değersiz oldukları için de yorulmuyordu.
İnsanlar, kendilerini değerli hissedebilmek için sürekli bir şeyleri kanıtlamak zorunda olduklarına inandıkları için yoruluyordu.
Düşün…
Belki sen de hayatının bir döneminde kendini daha çok çalışırken buldun. Daha çok anlattın. Daha çok açıklama yaptın. Daha çok üretmeye çalıştın. Daha görünür olmaya çalıştın. Belki sosyal medyada daha fazla içerik paylaştın. Belki iş yerinde daha fazla sorumluluk aldın. Belki ilişkilerinde daha fazla verdin. Belki herkesi mutlu etmeye çalıştın.
Peki neden?
Gerçekten istediğin için mi?
Yoksa içten içe görünmeyen başka bir ihtiyacı karşılamaya çalıştığın için mi?
Bu sorunun üzerinde biraz durmanı istiyorum.
Çünkü birçok insan yaşamını hedefleri doğrultusunda yaşadığını düşünür. Oysa bazı hedeflerin altında görünmeyen korkular bulunabilir. Bazı başarıların altında kabul görme arzusu bulunabilir. Bazı fedakârlıkların altında reddedilme korkusu bulunabilir. Bazı mücadelelerin altında ise değersiz hissedilmemek için verilen görünmez bir savaş olabilir.
İnsan davranışları üzerine çalışan biri olarak yıllardır aynı sahneyi farklı insanlar üzerinden izliyorum.
Bir yönetici sürekli daha fazla başarı peşinde koşuyor. Bir gün durup ona şu soruyu soruyorum:
“Başarıyı neden bu kadar istiyorsun?”
İlk cevap genellikle hazır oluyor.
“Daha iyi bir yaşam için.”
“Ailem için.”
“Şirket için.”
Biraz daha derine indiğimizde başka bir kapı açılıyor.
“Yeterli olduğumu hissedebilmek için.”
İşte hikâye çoğu zaman burada başlıyor.
Çünkü insanın en büyük yorgunluğu çalışmak değildir.
İnsanın en büyük yorgunluğu, değerini ispatlamaya çalışmaktır.
Bu durum yalnızca iş hayatında yaşanmaz.
İlişkilerde de aynı mekanizma çalışır.
Bir mesajın geç gelmesi canını neden bu kadar yakıyor?
Bir teşekkür duymamak neden günlerce aklında kalıyor?
Bir insanın seni görmediğini hissetmek neden bu kadar ağır geliyor?
Bir toplantıda sözünün kesilmesi neden öfke yaratıyor?
Bir eleştiri neden günlerce zihninden çıkmıyor?
Şimdi kendine dürüstçe şu soruyu sor:
Hayatında seni en çok ne tetikliyor?
Görülmemek mi?
Takdir edilmemek mi?
Suçlanmak mı?
Küçümsenmek mi?
Terk edilmek mi?
Önemsenmemek mi?
Bu soruların cevapları yalnızca bugünü anlatmaz. Çoğu zaman geçmişi de anlatır.
Çünkü insan yaşadığı her olaya yalnızca bugünün gözleriyle bakmaz. Geçmişten taşıdığı kayıtlarla bakar.

Bu durumu Transaksiyonel Analiz perspektifinden ele aldığımızda yaşamın erken dönemlerinde verilen bazı kararların bugünkü davranışlarımızı etkileyebildiğini görürüz. İnsan bazen çocuk yaşlarda kendisiyle ilgili görünmez sonuçlara ulaşır.
“Başarılı olursam değerliyim.”
“Herkesi mutlu edersem kabul edilirim.”
“Hata yapmazsam sevilirim.”
“Güçlü görünürsem güvendeyim.”
Yıllar geçer.
İnsan büyür.
Üniversite bitirir.
Kariyer yapar.
Şirket kurar.
Takımlar yönetir.
Fakat çocuk yaşta verilen kararlar sessizce yaşamaya devam eder.
Ve insan bir süre sonra yalnızca yaşamını değil, kendi değerini de yönetmeye çalışır.
Bu noktada başka bir soru sormak istiyorum.
Bugün sahip olduğun başarıların ne kadarı gerçekten senin hayalin?
Ne kadarı kendini kanıtlamak için verdiğin mücadele?
Bu soruya vereceğin cevap seni şaşırtabilir.
Çünkü bazı insanlar yaşamlarının önemli bölümünü gerçekten istedikleri şeyler için değil, değerli olduklarını hissedebilmek için harcar.
Bu konuya Gestalt perspektifinden baktığımızda ise başka bir alan görünür hale gelir. İnsan tamamlanmamış ihtiyaçlarını taşımaya devam eder. Görülmek isteyen taraflarını, duyulmak isteyen duygularını, takdir edilmek isteyen emeklerini…
Ve bazen bugünkü bir olay, yıllar önce hissedilmiş bir duyguyu yeniden uyandırır.
Bu yüzden bir yöneticinin geri bildirimi yalnızca geri bildirim değildir.
Bir partnerin ilgisizliği yalnızca ilgisizlik değildir.
Bir arkadaşın davranışı yalnızca bir davranış değildir.
Bazen onlar, insanın içinde çok daha eski bir hikâyeye dokunur.
İşte bu yüzden kendini tanımak lüks değildir.
Liderlik için gereklidir.
İlişkiler için gereklidir.
Ebeveynlik için gereklidir.
Takım olmak için gereklidir.
Mutlu olmak için gereklidir.
Çünkü insan kendisini tanımadığında, gölgesi yaşamını yönetmeye başlar.
Kendini değersiz hissettiğinde daha fazla çalışır.
Daha fazla görünmeye çalışır.
Daha fazla anlatır.
Daha fazla savaşır.
Daha fazla ispatlamaya çalışır.
Ve çoğu zaman fark etmeden tam da kaçmaya çalıştığı duyguyu büyütür.
Şimdi bir kâğıt almanı istiyorum.
Ve şu cümleyi tamamla:
“Ben ancak ………………………….. olduğumda değerliyim.”
Başarılı olduğumda mı?
Sevildiğimde mi?
Takdir edildiğimde mi?
İşe yaradığımda mı?
Kusursuz olduğumda mı?
Bu boşluğa yazacağın cevap, yaşamının görünmeyen pusulasını gösterebilir.
Bir koç olarak baktığımda insanların çoğunun çözüme değil, farkındalığa ihtiyaç duyduğunu görüyorum. Çünkü fark edilen her davranış dönüşmeye başlar.
Bir mentör olarak baktığımda ise başka bir gerçek görüyorum. İnsan yalnızca bilgi eksikliğinden yorulmuyor. Kendisini yeterince tanımadığı için de yoruluyor.
Bu yüzden koçluk seansları yalnızca hedef belirleme çalışmaları değildir. İnsan bazen ilk kez kendisini görmeye başlar.
Mentörlük yalnızca deneyim aktarımı değildir. İnsan bazen ilk kez kendi yaşamının desenlerini fark etmeye başlar.
Koçluk eğitimleri yalnızca meslek kazandırmaz. İnsan davranışlarını okumayı, ilişkileri anlamayı ve kendi iç dünyasının haritasını çıkarmayı öğretir.
Çünkü yaşamın kalitesi çoğu zaman sahip olduklarımızla değil, kendimizle kurduğumuz ilişkiyle belirlenir.
Ve belki de bugün kendine verebileceğin en büyük hediye şudur:
Kendini kanıtlamayı bırakıp kendini tanımaya başlamak.
Çünkü insanın gerçek gücü başkalarına ne kadar şey kanıtladığında ortaya çıkmaz.
İnsan kendi değerinin zaten var olduğunu fark ettiğinde ortaya çıkar.
İşte o gün başarı daha özgür yaşanır.
İlişkiler daha sağlıklı yaşanır.
Liderlik daha doğal hale gelir.




