İnsan Neden Değiştirmek İstediği Davranışları Tekrarlar?
İnsan, yaşamı boyunca geliştirdiği düşünce ve davranış alışkanlıklarıyla kendi gerçekliğini şekillendirir. Bu alışkanlıkların bir bölümü yaşamını kolaylaştırırken bazıları zamanla gelişimini sınırlar.
Bir yönetici düşünün. Ekibinin daha fazla sorumluluk almasını istiyor, ancak önemli kararların tamamını kendisi veriyor. Çalışanlarının inisiyatif kullanmasını beklerken onların kararlarına sürekli müdahale ediyor.
Peki, bir insan arzuladığı gelişimin önünde kendi davranışlarının durduğunu neden fark etmekte zorlanır?
Burada dikkat edilmesi gereken, kişinin söyledikleriyle yaptıkları arasındaki ilişkidir.
Yönetici, “İnsanlara sorumluluk verdiğimde sonucun istediğim gibi olmayacağından endişeleniyorum” dediğinde, önemli bir düşünce açığa çıkar: Kararları kontrol etme ihtiyacı, sorumluluk paylaşma isteğinin önüne geçmektedir.
Bu noktada koçluk görüşmesinin odağı değişir.
Artık yalnızca görev dağılımını konuşmayız. Yöneticinin kontrol, güven ve sorumluluk kavramlarına yüklediği anlamı da inceleriz.
Çalışanlarının gelişmesini isteyen bu yönetici, kendi davranışlarının ekipte oluşturduğu etkiyi görmeye başlar.
Ve yeni bir soru doğar:
“İnsanların gelişmesini isterken onların öğrenme ve karar verme alanlarını ne kadar koruyorum?”
Bu soru, yöneticiyi kendi liderlik sorumluluğuyla buluşturur.
Çünkü ekipte görmek istediği gelişim, liderin kendi davranışlarını da değerlendirmesini gerektirir.
İnsan Başarıya Ulaştığında Neden Tatmin Hissetmez?
Başarı, insanın yaşamında yalnızca ulaşılan sonuçlarla anlam kazanmaz. O sonuçlara yüklenen değer, harcanan emek ve kişinin yaşamındaki öncelikleri de başarı deneyimini şekillendirir.
Yıllarca belirli bir kariyer hedefine ulaşmak için çalışan bir profesyonel düşünün. İstediği pozisyona yükselmiş, ekonomik beklentilerini karşılamış ve mesleki çevresinde saygınlık kazanmıştır.
Buna rağmen içinde bir eksiklik hissediyor.
“Ulaşmak istediğim yere geldim. Neden beklediğim tatmini yaşamıyorum?”
Bu sorunun cevabını araştırırken önce kişinin başarıyı nasıl tanımladığına bakarız.
Danışan, “Benim için başarı, insanların bana saygı duymasıydı” dediğinde, hedefinin ardındaki önemli bir değer ortaya çıkar.
Ardından şu soruyla derinleşiriz:
“Başkalarının size duyduğu saygıyla kendinize verdiğiniz değer arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz?”
Kişi bu soruyu değerlendirirken mesleki başarılarını, başkalarının beklentilerini ve kendi değerlerini birbirinden ayırmaya başlar.
Burada üzerinde durduğumuz konu başarıyı küçümsemek değildir. İnsanın ulaştığı sonuçlarla kendisine verdiği değer arasında kurduğu ilişkiyi anlamasıdır.
Bir insan için başarı, başkalarının takdirini kazanmak anlamına gelirken başka biri için üretmek, öğrenmek veya topluma katkı sunmak anlamına gelir.
Kendi başarı tanımını fark eden insan, gelecekteki hedeflerini daha bilinçli seçer.
Farkındalık Gerçek Bir Değişime Nasıl Dönüşür?
Profesyonel koçlukta farkındalık, kişinin düşüncelerini ve davranışlarını daha açık biçimde görmesiyle başlar. Bu farkındalığın yaşamda karşılık bulması ise seçim, eylem ve değerlendirmeyle gerçekleşir.
Bir yönetici, toplantılarda çalışanlarının sözünü sık sık kestiğini fark ettiğinde gelişim alanını belirlemiş olur.

Ardından şu soru üzerinde çalışırız:
“Bir sonraki toplantıda ekibinizi gerçekten dinlediğinizi hangi davranışınızla göstereceksiniz?”
Yönetici, çalışanlarının sözlerini tamamlamasına izin vermeyi, duyduklarını anlamak için sorular sormayı ve farklı görüşleri değerlendirmeyi seçer.
Artık gelişim, yalnızca zihinsel bir farkındalık olmaktan çıkar; gözlemlenebilir bir davranışa dönüşür.
Koçluk görüşmesinde bu davranışın nasıl uygulanacağını, hangi koşullarda zorlanıldığını ve sonuçların nasıl değerlendirileceğini ele alırız.
Bu süreçte danışan, kendi gelişiminin hem karar vericisi hem sorumluluğunu üstlenen kişisidir.
Koçluğun gücü, insanın fark ettiği gerçeği kendi yaşamında bilinçli seçimlere ve davranışlara dönüştürmesinde kendisini gösterir.




