İş Hayatında Gerçekten Var mısınız, Yoksa Yalnızca Her Şeye Yetişmeye mi Çalışıyorsunuz?
Farkındalık, bilinçli liderlik, meditasyon ve profesyonel koçluk üzerine
İş hayatının içinde birçok insanla karşılaşıyorum. Kimi büyük bir organizasyonun yönetiminden sorumlu, kimi kendi işini büyütmeye çalışıyor, kimi yıllardır emek verdiği kariyerinde yeni bir yön arıyor, kimi de dışarıdan bakıldığında oldukça başarılı görünen yaşamının içinde anlamını tarif edemediği bir eksiklik hissediyor. Birbirinden farklı sorumluluklara, hedeflere ve yaşam koşullarına sahip bu insanların zaman zaman aynı noktada buluştuklarını görüyorum: Gün boyunca pek çok işi tamamlıyor, onlarca karar veriyor, birçok insanla iletişim kuruyorlar; günün sonunda ise bütün bunların ne kadarını gerçekten bilinçli bir farkındalıkla yaşadıklarını sorguladıklarında durup düşünmeye başlıyorlar.
Sabah uyandığınız andan itibaren başlayan o tanıdık koşuşturmayı düşünün. Henüz kahvaltınızı yapmadan telefonunuzdaki mesajları kontrol ediyor, günün toplantılarını zihninizde sıralıyor, cevaplanması gereken e-postaları, tamamlanması beklenen projeleri ve verilmesi gereken kararları düşünüyorsunuz. Bir toplantıya katıldığınızda zihniniz bir sonraki görüşmede, çalışma arkadaşınız sizinle konuşurken dikkatiniz bilgisayar ekranınızda, gün sonunda evinize döndüğünüzde ise bedeniniz sevdiklerinizin yanında olmasına karşın zihniniz hala ofiste yaşanan bir konuşmanın içinde kalabiliyor.
Bütün bunları yaşarken kendinizi çalışkan, sorumluluk sahibi ve üretken olarak tanımlamanız son derece anlaşılır. Peki, burada üzerinde durmamızı istediğim bir soru var: Günün her anında bir şeylerle meşgul olmak, o günü gerçekten bilinçli yaşadığınız anlamına gelir mi?
Osho’nun meditasyona yaklaşımını bu açıdan çok kıymetli buluyorum. Onun öğretisinde meditasyon, yalnızca sessiz bir ortamda gözlerimizi kapatarak yaptığımız bir uygulama olmaktan çok daha geniş bir farkındalığı ifade eder. Yaptığımız işi severek gerçekleştirmek, yaşadığımız hayatın içinde bulunmak ve dikkatimizi içinde olduğumuz deneyime verebilmek, meditatif bir yaşam anlayışının temelini oluşturur.
Bu öğretiyi iş hayatıyla buluşturduğumuzda profesyonel yaşamımıza farklı bir yerden bakmaya başlayabiliriz. Çünkü insanın yaptığı işte gerçekten mevcut olması, yalnızca kendisini daha huzurlu hissetmesiyle ilgili değildir; dinleme biçiminden kararlarına, ilişkilerinden liderlik anlayışına kadar pek çok alanda fark yaratabilecek bir beceridir.
Başarılı Olmakla Bilinçli Yaşamak Arasındaki Fark
Uzun yıllardır profesyonel koçluk ve mentörlük alanında üzerinde durduğum konulardan biri, insanların başarıyı nasıl tanımladıkları ve bu tanımın yaşamlarını hangi ölçüde yönettiğidir. İş hayatında başarı çoğunlukla sonuçlarla değerlendirilir. Ulaşılan hedefler, büyüyen organizasyonlar, tamamlanan projeler, elde edilen gelirler ve kazanılan unvanlar profesyonel yaşamın doğal göstergeleridir. Bunların her biri emek, disiplin ve sorumluluk gerektirir.
Bununla birlikte başarıya ulaşmaya çalışırken kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiyi de gözlemlemesi gerekir. Çünkü bazı profesyoneller için başarı, zamanla bir tercih olmaktan çıkarak sürekli kanıtlanması gereken bir yeterliliğe dönüşebilir.
Örneğin, bir yönetici düşünün. Ekibi tarafından başarılı bulunuyor, üst yönetimin beklentilerini karşılıyor, organizasyonun hedeflerine katkı sağlıyor. Buna karşın her yeni sorumlulukta kendisini biraz daha zorlamak zorunda hissediyor ve elde ettiği sonuçlardan memnuniyet duymaya fırsat bulamadan bir sonraki hedefe yöneliyor.
Böyle bir profesyonelle koçluk görüşmesinde çalışırken yalnızca zaman yönetimi veya performans artırma konularına odaklanmak, kişinin içinde bulunduğu durumu bütün yönleriyle anlamamız için yeterli olmayabilir. Burada daha derin bir farkındalık alanı bulunur:
Başarılı olduğunuzu hangi ölçütlerle değerlendiriyorsunuz ve bu ölçütleri kim belirledi?
Bugün ulaştığınız hedeflerin hangileri sizin değerlerinizle gerçekten örtüşüyor?
Yaptığınız işi severek mi sürdürüyorsunuz, yoksa başarılı olmayı kendinize duyduğunuz saygının koşulu haline mi getirdiniz?
Bu soruların herkes için geçerli tek bir cevabı bulunmuyor. Kimi insan yaptığı işi gerçekten seviyor ve yoğun çalışma temposunun içinde anlam buluyor. Kimi ise yıllardır sürdürdüğü başarı anlayışının artık kendi ihtiyaçlarıyla örtüşmediğini fark edebiliyor.
Profesyonel koçluğun kıymetli taraflarından biri tam da burada ortaya çıkar. Koç, kişinin yerine hangi hayatı yaşaması gerektiğini belirlemez; onun kendi değerlerini, düşünme biçimini, seçeneklerini ve kararlarının yaşamındaki karşılığını keşfetmesine eşlik eder.
Çünkü bir insanın hayatında neyin başarı olduğunu, en sonunda yine o insanın kendisi anlamlandıracaktır.
Liderlik, Önce Kendi Varlığını Yönetebilme Farkındalığıyla Başlar
Bir yöneticinin en önemli sorumluluklarından birinin karar vermek olduğunu biliyoruz. Ancak kararın kendisi kadar, o kararın hangi zihinsel ve duygusal koşullar altında verildiğini de değerlendirmemiz gerekiyor.
Diyelim ki bir ekip üyeniz söz verdiği tarihte çalışmasını tamamlamadı. Bu durum karşısında öfkelendiniz ve hemen açıklama yapmasını istediniz. Karşınızdaki insan konuşmaya başladığında ise siz çoktan onun sorumsuz davrandığına karar verdiniz.
Böyle bir durumda yönetici olarak gerçekten neyi dinliyorsunuz? Karşınızdaki insanın anlattıklarını mı, yoksa onun davranışı hakkında zihninizde oluşturduğunuz yargıyı mı?
Şimdi aynı duruma başka bir farkındalıkla yaklaşmayı deneyelim. Öncelikle kendi öfkenizi fark ediyor, beklentinizin karşılanmamış olmasının sizde ne oluşturduğunu gözlemliyor ve ardından yaşananları anlamak için karşınızdaki insanı dinliyorsunuz. Belki gerçekten bir sorumluluk eksikliğiyle karşılaşacaksınız, belki görev tanımında bir belirsizlik olduğunu, belki de ekibinizin iş yükünü yeniden değerlendirmeniz gerektiğini göreceksiniz.
Burada değişen şey yalnızca iletişim şekliniz değildir. Kararınıza etki eden varsayımları fark etme imkanınız da genişlemiştir.
Liderlikte farkındalığı bu yüzden önemli buluyorum. İnsanın kendi düşüncelerini, duygularını ve tepkilerini gözlemleyebilmesi, olaylarla arasına bilinçli bir değerlendirme alanı koyabilmesine yardımcı olabilir. Bu alan, özellikle belirsizliğin, çatışmanın ve yüksek sorumluluğun bulunduğu ortamlarda değer kazanır.
**Bilinçli liderlik, bütün duygularını kontrol altında tutan kusursuz bir yönetici olmak değildir; duygularının ve varsayımlarının davranışlarını nasıl etkilediğini fark ederek seçimlerinin sorumluluğunu alabilmektir.**
Burada küçük bir çalışma yapmanızı istiyorum. Yakın zamanda iş hayatınızda verdiğiniz önemli bir kararı hatırlayın ve kendinize sorun: O kararı verirken hangi bilgilere sahiptim, hangi varsayımlardan hareket ettim, hangi duygularım etkili oldu ve bugün aynı durumla karşılaşsam neyi farklı değerlendirebilirdim?
Verdiğiniz cevaplar, liderlik yaklaşımınızda geliştirebileceğiniz alanlara ilişkin önemli ipuçları taşıyabilir.

İş Hayatında Meditasyon: Dikkatinizi Yönettiğinizde Neler Değişebilir?
Meditasyon denildiğinde iş profesyonellerinin aklına çoğu zaman yoğun çalışma programlarına eklemeleri gereken yeni bir etkinlik geliyor. Sabah erken kalkmak, özel bir ortam oluşturmak, belirli bir süre sessizce oturmak ve bunu düzenli bir alışkanlığa dönüştürmek…
Oysa meditasyonun özündeki farkındalık anlayışını günlük yaşamla ilişkilendirdiğimizde, çalışma hayatımızda da pek çok uygulama alanı bulunduğunu görebiliriz.
Bir toplantıya girdiğinizde dikkatinizi yalnızca konuşulan konuya vermeyi deneyebilirsiniz. Bir çalışma arkadaşınızın anlattıklarını dinlerken kendi cevabınızı hazırladığınızı fark edebilir ve dikkatinizi yeniden ona yöneltebilirsiniz. Gün içinde sizi zorlayan bir e-postayı yanıtlamadan önce bedeninizdeki gerginliği, zihninizden geçen düşünceleri ve nasıl bir tepki vermek istediğinizi gözlemleyebilirsiniz.
Burada asıl üzerinde durduğum şey, insanın zihnini sürekli sakin tutması gerektiği düşüncesi değildir. Zihnimiz gün boyunca birçok konuyla meşgul olur; planlar yapar, geçmiş deneyimleri hatırlar, olasılıkları değerlendirir. Profesyonel yaşamımızın pek çok sorumluluğunu da bu zihinsel beceriler sayesinde yerine getiririz.
Farkındalık, zihnimizin bu faaliyetleri içerisinde kendi dikkatimizi ve tepkilerimizi tanıyabilmemize yardımcı olur.
Örneğin gün içinde bir rapor hazırladığınızı düşünün. Çalışmanızın ortasında telefonunuzdan bir bildirim geliyor ve siz farkında olmadan mesajlarınıza bakmaya başlıyorsunuz. Ardından gelen bir başka mesaj sizi farklı bir konuya yönlendiriyor ve birkaç dakika önce odaklandığınız işten uzaklaşıyorsunuz.
Böyle anlarda dikkatinizin dağıldığını fark etmeniz ve yeniden yaptığınız işe dönebilmeniz, gündelik farkındalık pratiğine basit bir örnektir.
Bu yaklaşımın değerini yalnızca daha fazla iş tamamlamakla ölçmemek gerekiyor. Çünkü farkındalığın profesyonel yaşamdaki karşılığı, insanın dikkatini neye yönelttiğini ve enerjisini nasıl kullandığını bilinçli biçimde değerlendirebilmesidir.
Peki, bugün çalışma hayatınızda dikkatinizi en çok neler bölüyor? Gerçekten öncelikli olan işlerinize ne kadar zaman ayırıyorsunuz? Gününüzün hangi bölümlerinde bilinçli seçimler yapıyor, hangi bölümlerinde alışkanlıklarınızın sizi yönlendirmesine izin veriyorsunuz?
Bütün bu sorular, zaman yönetiminden daha derin bir konuyu gündeme getiriyor: **İnsanın kendi yaşamının ve çalışma biçiminin farkında olması.**
Profesyonel Koçlukta Anda Kalmak ve Gerçekten Dinleyebilmek
ICF’nin 2025 yılında güncellediği temel koçluk yetkinlikleri arasında koçluk varlığını sürdürmek, aktif dinlemek ve farkındalık oluşturmak önemli bir yer tutuyor. Bu yetkinlikler, profesyonel koçluğun yalnızca doğru soruları sormaktan ibaret olmadığını; kişinin düşüncelerini, deneyimlerini ve seçeneklerini keşfedebilmesi için onunla gerçek bir ortaklık kurulmasını gerektirdiğini ortaya koyuyor.
Bir koçluk görüşmesinde danışanın söylediklerini dinlerken aynı zamanda onun yerine çözüm üretmeye çalışan bir koç düşünün. Danışan henüz kendi düşüncesini tamamlamadan koçun zihninde tavsiyeler ve çözüm önerileri oluşmaya başlıyor. Böyle bir durumda koç, danışanın keşif sürecine ne kadar alan açabiliyor?
Şimdi başka bir yaklaşımı ele alalım. Koç, danışanını dikkatle dinliyor, kullandığı kelimelere, dile getirdiği değerlere ve kendi ifadeleri arasındaki ilişkilere odaklanıyor. Duyduklarından hareketle bir soru yöneltiyor ve danışanın kendi cevabını keşfetmesine alan açıyor.
Örneğin, bir yönetici görüşme sırasında ekibine yeterince güvenmediğini söylüyor. Böyle bir durumda doğrudan güven oluşturma tekniklerini anlatmak yerine, kişinin güven kavramına nasıl anlam verdiğini birlikte keşfetmek daha kıymetli olabilir.
Bir ekip üyesine güvendiğinizi hangi davranışlarınızla gösteriyorsunuz?
Kontrolü elinizde tutmak istediğiniz durumlarda kaybetmekten çekindiğiniz şey nedir?
Ekibiniz sizin liderliğiniz altında ne kadar inisiyatif kullanabiliyor ve bu durum onların gelişimini nasıl etkiliyor?
Bu soruların amacı yöneticiyi belirli bir cevaba yönlendirmek değildir. Kendi liderlik yaklaşımını farklı açılardan gözlemleyebilmesini sağlamaktır.
ICF’nin profesyonel koçluk anlayışı da danışanın kişisel ve mesleki potansiyelini geliştirmesine hizmet eden, düşünmeye ve yaratıcılığa alan açan bir ortaklığı esas alır.
Burada meditasyon ile koçluk arasında önemli bir ortak yön görüyorum. Her ikisinde de kişinin kendi deneyimine daha açık bir dikkatle yaklaşması, alışılmış düşünce kalıplarını fark etmesi ve bulunduğu anla ilişkisini derinleştirmesi söz konusudur. Bununla birlikte meditasyon ve profesyonel koçluk birbirinin yerine geçen uygulamalar değildir; koçluk, etik ilkeleri, yetkinlikleri ve üzerinde uzlaşılan hedefleri olan ayrı bir profesyonel çalışma alanıdır.
Mentörlük: Deneyimin Bilgeliğiyle Kendi Yolunu Keşfetmek
Mentörlük alanında ise deneyimin aktarılması ve kişinin mesleki gelişiminin desteklenmesi farklı bir önem taşır. Özellikle kariyerinin başındaki profesyoneller, yeni yöneticiler, girişimciler ve sorumluluk alanı genişleyen liderler için deneyimli bir mentörle çalışmak, karşılaştıkları durumları daha geniş bir bakış açısıyla değerlendirebilmelerine katkı sağlayabilir.
Bir mentör kendi deneyimlerini, mesleki bilgisini ve gözlemlerini paylaşarak kişinin önündeki seçenekleri anlamasına yardımcı olabilir. Bununla birlikte iyi bir mentörlük ilişkisinde paylaşılan deneyimlerin kişinin kendi koşulları, değerleri ve hedefleriyle birlikte değerlendirilmesi gerekir.
Yirmi yıl önce başarılı olmuş bir liderlik yaklaşımının bugünün bütün organizasyonlarında aynı sonucu vereceğini düşünemeyiz. Çalışma biçimleri, teknolojiler, çalışan beklentileri ve kurum kültürleri değişiyor. Bu nedenle mentörlüğün kıymeti yalnızca geçmişte işe yaramış uygulamaların aktarılmasında değil, deneyimden öğrenilenlerin bugünün koşullarına nasıl uyarlanabileceğinin birlikte değerlendirilmesinde bulunur.
Koçlukta kişinin kendi farkındalığına ve çözümlerine ulaşmasına alan açarken mentörlükte mesleki bilgi, deneyim ve perspektif paylaşımı da devreye girer. Her iki yaklaşımda da kişinin kendi kararlarının ve gelişiminin sorumluluğunu üstlenmesi esastır.
İş hayatındaki profesyonellere sıkça üzerinde düşünmelerini önerdiğim bir konu var: Bugüne kadar sizi başarıya taşıyan alışkanlıklarınızın hangileri, ulaşmak istediğiniz bir sonraki aşamada gelişiminizi sınırlıyor olabilir?
Çünkü bir insanın geçmiş başarıları ona önemli bir deneyim kazandırırken, aynı zamanda belirli düşünme ve davranış biçimlerine fazla bağlanmasına da yol açabilir.
Bir girişimcinin işini kurarken her ayrıntıyla bizzat ilgilenmesi başlangıçta büyük bir avantaj sağlayabilir. Organizasyonu büyüdüğünde ise aynı alışkanlık, sorumluluk devretmesini ve ekip üyelerinin gelişimini desteklemesini zorlaştırabilir.
Buradaki mesele girişimcinin geçmişteki davranışının yanlış olması değildir. Bir dönemde işe yarayan yaklaşımın değişen koşullarda yeniden değerlendirilmesi gerektiğini fark edebilmektir.
İşte koçluk ve mentörlük, farklı yöntemleriyle bu farkındalık ve gelişim sürecine hizmet edebilir.
İş ve Özel Yaşam Dengesi: Zamanınızı mı, Kendinizle İlişkinizi mi Yönetiyorsunuz?
İş ve özel yaşam dengesi üzerine konuştuğumuzda çoğu zaman konuyu çalışma saatleri, izin günleri ve kişisel yaşama ayrılan zaman üzerinden değerlendiriyoruz. Elbette çalışma koşulları, iş yükü ve dinlenme imkanları bu dengenin vazgeçilmez parçalarıdır. Bununla birlikte insanın iş dışındaki zamanlarında zihinsel olarak ne ölçüde işinden uzaklaşabildiği de önemlidir.
Ailenizle birlikte akşam yemeğinde olduğunuzu düşünün. Telefonunuz masanın üzerinde duruyor ve zihniniz gün içerisinde tamamlanmamış bir işle meşgul. Sevdiğiniz insanlar size bir şeyler anlatıyor, siz cevap veriyorsunuz, konuşmalara katılıyorsunuz. Bir süre sonra aslında anlatılanların büyük bölümünü dikkatle dinlemediğinizi fark ediyorsunuz.
Burada yalnızca zaman ayırmakla gerçekten mevcut olmak arasındaki farkı görebiliriz.
Benzer bir durum iş yaşamında da ortaya çıkabiliyor. Bir yönetici bütün gün ofiste bulunmasına karşın sürekli farklı konular arasında gidip geldiği için önemli bir stratejik konuya yeterince odaklanamayabiliyor. Çalışma süresi uzun olsa da kendi öncelikleri üzerinde düşünmeye ayırdığı zaman sınırlı kalabiliyor.
İşte bu noktada iş ve özel yaşam dengesine yalnızca takvimimizi düzenleme meselesi olarak değil, dikkatimizi, sınırlarımızı ve seçimlerimizi tanıma süreci olarak da bakabiliriz.
Burada kendinize üç soruyu yöneltmenizi istiyorum: Yaşamımda benim için gerçekten kıymetli olan insanlara ve konulara ne kadar bilinçli zaman ayırıyorum? İş hayatında taşıdığım sorumlulukların hangileri benim yetki alanımda, hangilerini devretmeyi veya yeniden müzakere etmeyi öğrenmem gerekiyor? Ve başarılı olma yolculuğumda kendi sağlığımı, ilişkilerimi ve yaşamdan aldığım doyumu nasıl değerlendiriyorum?
Bu soruların cevapları bazı insanlar için çalışma biçimlerini değiştirmeyi, bazıları için sınır koymayı, bazıları için de başarı tanımlarını yeniden gözden geçirmeyi gerektirebilir.
Burada farkındalığın tek başına bütün sorunları çözeceğini söylemiyorum. Sağlıklı çalışma koşulları, gerçekçi beklentiler, uygun kaynaklar ve kurumsal sorumluluklar da gereklidir. Farkındalık, hangi koşullar üzerinde etkimiz olduğunu ve hangi değişiklikler için başkalarıyla birlikte hareket etmemiz gerektiğini daha açık görebilmemize yardımcı olabilir.
Kurum Kültüründe Farkındalık: Çalışanlar Gerçekten Duyuluyor mu?
Bir organizasyonun başarısını yalnızca finansal sonuçlarıyla değerlendirmek, o sonuçları ortaya çıkaran insanların deneyimlerini gözden kaçırmamıza yol açabilir. Kurum kültürü dediğimiz şey, duvarlarda yazılı değerlerden veya çalışanlara gönderilen mesajlardan çok, insanların günlük çalışma yaşamında birbirleriyle kurdukları ilişkilerde görünür hale gelir.
Bir yöneticinin hata karşısındaki tutumu, ekip üyelerinin fikirlerini ne kadar özgürce ifade edebildikleri, çalışanların gelişim fırsatlarına erişimleri ve kararların nasıl alındığı, kurum kültürüne ilişkin önemli göstergelerdir.
Örneğin bir kurum, çalışanlarının yenilikçi düşünmesini istediğini söylüyor olabilir. Peki, çalışanlar yeni bir fikir sunduklarında gerçekten dinleniyorlar mı? Farklı bir görüş ifade ettiklerinde bu görüşün değerlendirilmesi için alan bulabiliyorlar mı? Bir hata ortaya çıktığında kurumun ilk tepkisi suçlu aramak mı, yoksa yaşananlardan öğrenmek için koşulları incelemek mi oluyor?
Profesyonel koçluk yaklaşımının liderlik gelişimine sağlayabileceği katkılardan biri, yöneticilerin kendi iletişim ve yönetim davranışlarının ekipleri üzerindeki etkilerini fark edebilmeleridir.
Bu farkındalık, liderin yalnızca daha iyi sorular sormasıyla sınırlı kalmamalıdır. Dinlediği insanlardan gelen bilgileri kararlarına nasıl yansıttığını, verdiği sözlerle uygulamaları arasındaki tutarlılığı ve çalışanların gelişimini nasıl desteklediğini de içermelidir.
Çünkü insanların gerçekten duyulduğu bir çalışma ortamı, yalnızca konuşmaların uzun sürdüğü bir ortam değildir. Duyulanların dikkate alındığı, farklı görüşlerin değerlendirildiği ve gerektiğinde davranışların değiştirilebildiği bir ortamdır.
Profesyonel Yaşamınız İçin Bir Farkındalık Çalışması
Bu yazıyı okuduktan sonra sizden iş hayatınıza küçük bir gözlem alanı açmanızı istiyorum. Bir sonraki çalışma gününüzde toplantılarınıza, insanlarla kurduğunuz iletişime ve kararlarınıza her zamankinden biraz daha fazla dikkat edin. Günün sonunda tamamladığınız işlerin listesini çıkarmanın yanında, bu işleri hangi farkındalıkla gerçekleştirdiğinizi de değerlendirin.
Sabah ilk toplantınızda karşınızdaki insanı gerçekten dinleyebildiniz mi? Gün içerisinde sizi rahatsız eden bir durumda tepkinizi vermeden önce ne hissettiğinizi fark ettiniz mi? Önemli bir karar alırken hangi varsayımlarla hareket ettiğinizi sorguladınız mı? Kendinize ayırdığınız kısa bir molayı yeni sorumluluklarınızı planlamak yerine gerçekten dinlenmek için kullanabildiniz mi?
Bütün bunların içinde dikkatinizin zaman zaman dağılması son derece doğaldır. Kendinizi yargılamadan, düşüncelerinizi zorla kontrol etmeye çalışmadan, yalnızca ne yaşadığınızı gözlemlemenizi istiyorum.
Ardından kendinize şu soruyu yöneltin:
Bugün işimi yaparken yalnızca görevlerimi mi tamamladım, yoksa yaptığım işin, aldığım kararların ve insanlarla kurduğum ilişkilerin gerçekten farkında mıydım?
Bu soruya vereceğiniz cevap, kişisel ve profesyonel gelişiminizde üzerinde çalışmak isteyebileceğiniz önemli bir alanı görünür hale getirebilir.
Kariyerinizde İlerlerken Kendinize Ne Kadar Yakınsınız?
Profesyonel koçluk ve mentörlük alanındaki çalışmalarımda insanın gelişimini yalnızca daha yüksek bir pozisyona ulaşması, gelirini artırması ya da yeni yetkinlikler kazanması üzerinden değerlendirmiyorum. Bunların hepsi kişinin hedefleri doğrultusunda önemli kazanımlar olabilir. Bununla birlikte gelişimin, insanın kendi seçimlerini, değerlerini ve yaşamını daha bilinçli değerlendirebilmesini de kapsadığına inanıyorum.
Bir insan yönetici olabilir ve kendisini yönetme biçimini keşfetmeye ihtiyaç duyabilir. Büyük bir organizasyonun sorumluluğunu taşıyabilir ve kendi ihtiyaçlarını ifade etmekte zorlanabilir. İnsanlara liderlik edebilir ve onları gerçekten dinleyip dinlemediğini sorgulamayabilir.
Bunlar başarısızlığın işaretleri değil, insan olmanın ve sürekli öğrenmenin doğal parçalarıdır.
Önemli olan kişinin bütün bunları görmeye ne kadar açık olduğudur.
Bazen bir koçluk görüşmesinde sorulan tek bir soru, yıllardır üzerinde düşünülmemiş bir konuyu görünür hale getirebilir. Bazen deneyimli bir mentörün paylaştığı farklı bir bakış açısı, kişinin önündeki seçenekleri yeniden değerlendirmesine yardımcı olabilir. Bazen de yoğun bir iş gününün ortasında birkaç dakika durup kendi düşüncelerini gözlemlemek, insanın aynı duruma farklı bir bilinçle yaklaşmasını sağlayabilir.
Ben profesyonel gelişimin bu yönünü çok kıymetli buluyorum. Çünkü kişinin kendisini daha iyi tanıması, yalnızca profesyonel yaşamındaki hedeflerine ulaşması için değil, bu hedeflere hangi değerlerle ve nasıl bir yaşam anlayışıyla ilerlemek istediğini belirleyebilmesi için de önemlidir.
Meditasyonun gündelik yaşamla buluşması, koçluğun farkındalık oluşturan yaklaşımı ve mentörlüğün deneyime dayalı rehberliği, kendi sınırları ve yöntemleri içinde insanın bu yolculuğuna katkı sağlayabilir.
Yazının başında üzerinde durduğumuz soruya yeniden dönmek istiyorum: İş hayatında gerçekten var mısınız, yoksa yalnızca her şeye yetişmeye mi çalışıyorsunuz?
Belki de bu soruya vereceğiniz cevap, yeni bir kariyer planından, yeni bir başarı hedefinden veya yeni bir zaman yönetimi yönteminden önce, bugün nasıl çalıştığınızı ve nasıl yaşadığınızı fark etmenizle başlayacaktır.
Çünkü profesyonel yaşamın içinde gerçek gelişim, yalnızca daha fazlasını yapabilmekle değil, **yaptıklarımızın, seçimlerimizin ve bunların yaşamımızdaki karşılığının ne kadar farkında olduğumuzla da ilgilidir.**
Ve şimdi sizi kendi profesyonel yaşamınız üzerine düşünmeye davet ediyorum:
*Bugüne kadar kariyeriniz için pek çok şey yaptınız. Peki, bütün bu yolculuk boyunca kendinizi ne kadar tanıdınız?*
Fatih ELİBOL, MCC
Master Certified Coach | Mentor | Yazar





