Gözümden İnsan, Mutluluk ve Koçluk
İnsanlık Neyi Bu Kadar Kovalıyor?
Neye Koşuyor ?
Gözümden İnsan, Mutluluk ve Koçluk
Bazen dünyanın gidişatını izlerken içimden sessizce gülümserim,
Çünkü insanlık gerçekten çok ilginç bir hikâye yazıyor. Bir tarafımız inanılmaz hızla ilerliyor; şehirler büyüyor, şirketler büyüyor, ekonomi büyüyor, teknoloji her gün yeni bir mucize gibi karşımıza çıkıyor. İnsanlık gökyüzünde uçağı uçurdu, okyanusların altına kablolar döşedi, uzayın karanlığında gezegenlerin fotoğraflarını çekti. Yine de aynı insan akşam yatağa başını koyduğunda içinden bazen şu soru yükseliyor: “Neden hâlâ içimde eksik bir şey var?”

Yıllardır dünyanın farklı yerlerinde liderlerle, yöneticilerle, girişimcilerle, düşünürlerle, sanatçılarla ve hayatının yönünü yeniden görmek isteyen insanlarla çalışırken bu sorunun ne kadar evrensel olduğunu gördüm. İnsanlık büyük başarı hikâyeleri yazıyor, yine de insanın kendi iç dünyası çoğu zaman sessiz bir bilmece gibi duruyor.
Birleşmiş Milletler’in her yıl yayınladığı World Happiness Report verilerine baktığımda bu tablo çok net görünür. Dünya genelinde insanların yaşam memnuniyeti ortalama 10 üzerinden yaklaşık 5.5 seviyesinde. Ne mutsuzluğun dibinde ne de gerçek bir içsel huzurun zirvesinde… İnsanlık sanki bir eşikte yaşıyor. Yeterince iyi, yine de tam değil.
Bu araştırmalar mutluluğu oluşturan unsurları incelerken çok ilginç bir şey gösterir. İnsanların yaşam memnuniyetini en güçlü biçimde etkileyen şeyler teknoloji, statü ya da servet değildir. Araştırmaların en güçlü sonucu şudur: derin ilişkiler, güven duygusu, anlam hissi ve içsel denge.
İnsanlığın bütün hikâyesi aslında bu dört kelimenin etrafında dönüyor.
İş dünyasına bakıyorum. Gallup’un küresel araştırmaları gösteriyor ki çalışanların yalnızca %23’ü yaptığı işe gerçekten bağlı hissediyor. Geri kalan büyük çoğunluk işini yapıyor, sorumluluklarını yerine getiriyor, toplantılara giriyor, raporlar yazıyor; yine de içlerinde bazen şöyle bir ses yükseliyor: “Ben gerçekten bunun için mi buradayım?”
Koçluk görüşmelerinde sık sık duyduğum cümlelerden biridir bu. Danışan bazen şöyle der:
“Hayatım yoğun.
Başarılarım var.
Yine de içimde tarif edemediğim bir boşluk var.”
İşte o anda genelde sessizce gülümserim. Çünkü bu cümle bir problem değildir. Bu cümle bir uyanıştır. İnsan hayatında bazen bir an gelir; başarı hikâyesi büyür, dış dünya gelişir, yine de iç dünyada başka bir soru doğar. İnsan o soruyu duyduğu anda hayatında yeni bir kapı açılır.
Modern dünyada insan ilişkilerine baktığımızda da benzer bir tablo görülür. Teknoloji insanları birbirine inanılmaz hızla bağladı. İnsanlar saniyeler içinde dünyanın öbür ucuyla konuşabiliyor. Yine de sosyal araştırmalar insanların yaklaşık %49’unun zaman zaman yalnızlık hissettiğini gösteriyor. Yaklaşık %27’si ise yoğun yalnızlık deneyimi yaşadığını söylüyor.
Bu bana her zaman düşündürücü gelir. İnsanlık hiç olmadığı kadar bağlantılı; yine de derin bağlar her zamankinden daha kıymetli hale geliyor.

Yakın arkadaş sayısına bakıldığında da aynı hikâye görünür. 1980’lerde ortalama yakın arkadaş sayısı yaklaşık beşti. Günümüzde birçok ülkede bu sayı iki ya da üç civarında. Bağlantı sayısı büyüdü, gerçek bağların sayısı daha seçkin hale geldi.
Aile ilişkilerinin dönüşümü de insanlığın hikâyesinin bir parçası. OECD araştırmaları birçok ülkede boşanma oranlarının %40 ile %50 arasında değiştiğini gösteriyor. İnsanlar daha özgür yaşamlar kuruyor, bireysel seçimler güçleniyor, yine de mutluluk araştırmaları her yıl aynı gerçeği tekrar hatırlatıyor: insan ruhu derin bağlarla beslenir.
Para ile kurulan ilişki de insan psikolojisinin en ilginç taraflarından biridir. Ekonomik araştırmalar gelir arttıkça yaşam konforunun yükseldiğini gösterir. Belirli bir noktadan sonra mutluluk artışı çok sınırlı kalır. Princeton Üniversitesi’nin çalışmaları bu eşiğin birçok ülkede açıkça görüldüğünü ortaya koyuyor. Ekonomik güven yaşamı kolaylaştırır; insan ruhunun tatmini yalnızca ekonomik büyüklüklerle oluşmaz.
İnsan anlamla beslenen bir varlıktır.
İşte tam burada koçluk ve mentörlük devreye girer. Koçluk insanlara yeni bir hayat vermek için yapılmaz. Koçluk insanın zaten içinde bulunan potansiyeli görünür hale getirir. Bir koçluk seansında çoğu zaman çok ilginç bir an yaşanır. Danışan bir düşünceyi paylaşır, sonra bir süre sessizlik olur ve ardından şu cümle gelir:
“Bunu ilk kez böyle görüyorum.”
İşte o an insanın hayatında yeni bir farkındalık doğar. İnsan kendini tanıdığında hayatın yönü değişir. Kararlar daha berrak hale gelir. İlişkiler daha bilinçli kurulur. İnsan kendi değerlerini gördüğünde hayatını başkalarının beklentilerine göre değil, kendi bilinciyle şekillendirmeye başlar.
Yıllar boyunca koçluk ve mentörlük yolculuklarında gördüğüm en güçlü gerçek şu oldu: İnsan aslında eksik değildir. İnsan çoğu zaman kendi içindeki bilgeliği henüz görmemiştir.
İnsan kendini tanıdığında tuhaf bir şey olur. Hayatın gürültüsü biraz azalır. İçsel pusula çalışmaya başlar. İnsan dış dünyayı kovalamaktan vazgeçmez; yine de artık hayatın yönünü daha bilinçli kurar.
Bu yüzden mutluluk çoğu zaman bir hedef değildir. Mutluluk doğru yaşanan bir hayatın doğal sonucudur.
İnsan kendi potansiyelini kullandığında, ilişkilerini bilinçle kurduğunda ve yaşamına anlam kattığında mutluluk zaten ortaya çıkar.
Bu yazıyı okurken belki sen de hayatına küçük bir mesafeden bakıyorsundur. Belki zihninden şu soru geçmiştir: “Ben gerçekten yaşamak istediğim hayatı mı yaşıyorum?”
Bu soru bir rahatsızlık değildir. Bu soru bir davettir.
Koçluk ve mentörlük tam da bu davetin başladığı yerde devreye girer. Bazen insanın hayatında tek bir konuşma, tek bir farkındalık, tek bir doğru soru büyük bir dönüşüm başlatır.
Ve çoğu zaman o dönüşüm şu cümleyle ifade edilir:
“Üstadım… şimdi hayatı başka bir gözle görmeye başladım.”
İşte o an insanın gerçek yolculuğu başlar…




