Kendini Kanıtlama Oyunu
İnsan ne zaman yaşamaktan vazgeçip kendisini ispatlamaya başlar?
Dünyanın her yerinde insanlar sabahları benzer saatlerde uyanıyorlar. Trafiğe giriyorlar. Toplantılara katılıyorlar. İş kuruyorlar. Şirket yönetiyorlar. Eğitimler alıyorlar. Sosyal medyada içerikler üretiyorlar. Yeni hedefler belirliyorlar. Yeni başarılara ulaşmaya çalışıyorlar. Dışarıdan bakıldığında bütün bu hareketlilik son derece doğal görünüyor. Hatta modern dünya bize bunun sağlıklı olduğunu söylüyor. Daha çok çalışmak, daha çok üretmek, daha çok görünür olmak, daha çok başarmak neredeyse erdem haline getirilmiş durumda.

Ancak insan davranışlarını biraz daha yakından incelemeye başladığında tuhaf bir şey fark ediyorsun. İnsanların önemli bir kısmı gerçekten istedikleri hayatı yaşamak için çabalamıyor. İnsanların önemli bir kısmı bir mahkemede yaşıyor.
Bu mahkemenin hâkimi görünmüyor.
Savcısı görünmüyor.
Dosyaları görünmüyor.
Ancak duruşma her gün devam ediyor.
Ve insan her sabah yeniden o mahkeme salonuna giriyor.
Birilerine bir şey ispatlamak için.
Bazen yıllar önce kaybettiği bir tartışmayı kazanmak için.
Bazen kendisini yeterince iyi bulmayan bir ebeveynin hayaletiyle konuşmak için.
Bazen hiç alamadığı takdiri almak için.
Bazen küçümsendiğini düşündüğü bir geçmişe cevap vermek için.
Bazen de yalnızca kendisine değerli olduğunu gösterebilmek için.
İşte kendini kanıtlama oyunu burada başlıyor.
Bu oyunun ilginç tarafı insanın çoğu zaman oyunun içinde olduğunu fark etmemesidir. Çünkü dışarıdan bakıldığında son derece makul görünür. Daha iyi olmak istemek normaldir. Başarılı olmak istemek normaldir. Kendini geliştirmek istemek normaldir. Daha büyük hedefler koymak normaldir. Sorun bunlarda değildir.

Sorun şu soruda saklıdır:
Eğer yarın sabah uyandığında bütün dünya senin ne kadar başarılı olduğunu kabul etseydi, gerçekten rahatlayacak mıydın?
Bir an dur ve bu sorunun üzerinde düşün.
Hayatın boyunca beklediğin bütün takdirleri aldığını hayal et.
Sana inanmayan herkesin artık sana inandığını…
Seni küçümseyen herkesin artık sana saygı duyduğunu…
Başaramazsın diyen herkesin yanıldığını kabul ettiğini…
Görmediğini düşündüğün herkesin seni gördüğünü…
Hayal et.
Şimdi dürüstçe cevap ver.
Bu sana ne kadar süre yeterdi?
Bir hafta mı?
Bir ay mı?
Bir yıl mı?
Çünkü insan davranışlarının en ilginç sırlarından biri şudur: Kendini kanıtlamaya çalışan insanın problemi hiçbir zaman kanıt değildir.
Problem açlıktır.
Ve açlık dışarıdan gelen hiçbir şeyle doymuyorsa, insan hayatı boyunca daha fazla başarı, daha fazla görünürlük, daha fazla takdir ve daha fazla onay arayarak dolaşabilir.
İşte bu yüzden bazı insanlar zirveye çıktıklarında bile huzurlu değildir. Çünkü çıktıkları yer dağın zirvesidir; iç dünyalarının değil.
Modern dünyanın en büyük yanılgılarından biri başarıyı psikolojik sağlıkla karıştırmasıdır. Oysa bunlar aynı şey değildir. Tarih boyunca çok başarılı ancak mutsuz insanlar olmuştur. Çok güçlü ancak huzursuz insanlar olmuştur. Çok görünür ancak yalnız insanlar olmuştur. Çok alkışlanan ancak kendisini hâlâ yetersiz hisseden insanlar olmuştur.
Çünkü insanın içindeki değersizlik hissi dışarıdan gelen başarıyla kapanmaz. Bir süre sessizleşebilir. Bir süre geri çekilebilir. Bir süre görünmez hale gelebilir. Ancak çözülmediyse geri döner.
Ve çoğu zaman daha büyük hedeflerin arkasına saklanarak geri döner.
İnsan bu noktada kendisine çok zor bir soru sormak zorundadır:




