İnsan Neden Sürekli Kendini Kanıtlamak Zorunda Hisseder?
İlişkilerde, iş hayatında ve insanın kendisiyle kurduğu bağda görünür olma ihtiyacı üzerine
İnsan bazen yorulduğu için sessizleşmez.
Anlatmaktan vazgeçtiği için susar.
Çünkü uzun süre kendisini açıklamaya çalışan insan, bir noktadan sonra içten içe tükenmeye başlar.
Bir ortamda söylediği cümleyi tekrar düşünür.
Bir mesajı gönderdikten sonra yanlış anlaşılmış olabileceğini hisseder.
Bir ilişkide sürekli kendisini anlatmaya çalışır.
Bir iş ortamında yeterince görünmediğini düşünür.

Ve zamanla insanın içinde görünmez bir baskı oluşur:
“Kendimi göstermeliyim.”
“Değerimi ispatlamalıyım.”
“Yeterli olduğumu fark etmeliler.”
Modern dünyanın en büyük yorgunluklarından biri burada başlıyor.
İnsanlar artık yalnızca başarılı olmaya çalışmıyor.
Görülmeye çalışıyor.
Bir düşün…
Bir insanın yanında neden rahatça sessiz kalamazsın?
Neden bazı ortamlarda sürekli kendini toplamak zorunda hissedersin?
Neden bazı insanların yanında olduğundan daha fazla çabalarsın?
Bu sorulara verdiğin cevap, ilişkilerde hangi iletişim diliyle var olduğunu fark etmene yardımcı olabilir.
Çünkü insanın yaşamı boyunca geliştirdiği iletişim biçimi, yalnızca bugünkü deneyimlerinden oluşmuyor.
Çocukluk boyunca sözü kesilen biri, yetişkinlikte uzun uzun açıklama yapabiliyor.
Başarıyla takdir gören biri, sürekli üretmediğinde huzursuz hissedebiliyor.
Koşullu sevgi hisseden biri, ilişkilerde sürekli emek vererek değerli olmaya çalışabiliyor.
Ve zamanla insanın iç dünyasında güçlü bir alışkanlık oluşuyor:
“Kendim olduğum hal yeterli mi?”
İşte birçok insanın içten içe taşıdığı yorgunluk burada başlıyor.
Bir düşün…
Ne zamandır yalnızca olduğun halinle rahat hissetmiyorsun?
Ne zamandır sevgi, başarı ya da kabul görmek için sürekli çabalıyorsun?
Ne zamandır güçlü görünmeye çalışıyorsun?
Bu sorulara verdiğin cevap, yaşamında neden sürekli benzer ilişkilerin oluştuğunu fark etmene yardımcı olabilir.
Çünkü insanın dış dünyada kurduğu birçok ilişki, iç dünyasında taşıdığı değer algısından izler taşır.
Bugün birçok insan başarılı görünmesine rağmen içten içe eksik hissediyor.
Kalabalıkların içinde bulunmasına rağmen görülmediğini düşünüyor.
Sürekli iletişim halinde olmasına rağmen gerçekten duyulmadığını hissediyor.
Çünkü insanın ruhu yalnızca başarıyla beslenmiyor.
Gerçek temasla, görülmekle, anlaşılmakla ve olduğu haliyle kabul görebildiği alanlarla da besleniyor.

Bir düşün…
Sen en son ne zaman kendin olabildiğin bir ortamın içinde gerçekten rahatladın?
Bir insanın yanında ne zaman rol yapmadan var olabildin?
Ne zaman yalnızca konuşmadan da anlaşılabildiğini hissettin?
Bu sorulara verdiğin cevap, yaşamındaki ilişkilerin neden seni bazen büyüttüğünü bazen tükettiğini fark ettirebilir.
İşte tam bu nedenle insan davranışını anlamak önem taşıyor.
Transaksiyonel Analiz çalışmaları, insanın ilişkilerde tekrar eden iletişim örüntülerini görünür hale getiriyor.
Gestalt yaklaşımı, geçmiş deneyimlerin bugünkü ilişkiler üzerindeki etkisini fark ettiriyor.
Koçluk süreci ise insanın kendi iç sesini daha net duymasına alan açıyor.
Güçlü sorular aracılığıyla kişinin kendi farkındalığını büyütmesine destek oluyor.
İnsan, yaşamındaki tekrar eden döngüleri kendi cevaplarının içinden görmeye başlıyor.
Mentorluk sürecinde ise yaşam deneyimi, bilimsel bilgi, insan davranışları ve iletişim becerileri bir araya geliyor.
İnsan yalnızca kendisini fark etmiyor; yaşamını daha bilinçli kurabilmek için yeni bir bakış açısıyla da buluşuyor.
Çünkü bazı insanlar hayatları boyunca değerlerini kanıtlamaya çalışıyor.
Bazıları ise bir noktada şunu fark etmeye başlıyor:
İnsan, sürekli kendisini ispatlamak zorunda hissettiği yerde derin bir yorgunluk taşıyor.
Ve bazen insanın hayatındaki en büyük dönüşüm,
ilk kez olduğu haliyle de değerli olduğunu hissetmeye başladığında oluşuyor.




