Hayatını Gerçekten Sen mi Yönetiyorsun, Yoksa Yıllar Önce Verdiğin Kararlar mı?
Hayatını Gerçekten Sen mi Yönetiyorsun, Yoksa Yıllar Önce Verdiğin Kararlar mı?
Sabah uyandığında telefonuna uzanman, işe giderken seçtiğin yol, toplantıda kullandığın ilk cümle, çalışanına verdiğin geri bildirim, yöneticinin karşısındaki duruşun, çocuğunun sorduğu bir soruya verdiğin cevap, eşinle yaşadığın sessizlik, yeni bir işe “evet” ya da “hayır” demen, yatırım kararların, liderlik tarzın, insanlara güvenme biçimin ve hatta kendinle kurduğun iç konuşmalar…

Bütün bunların gerçekten bugünkü bilincin tarafından verildiğine ne kadar eminsin?
Yoksa sen, özgür iradenle yaşadığını düşünürken; yıllar önce farkında olmadan oluşturduğun karar mekanizmaları mı bugün senin adına yaşamaya devam ediyor?
İşte bu soru, yalnızca psikolojinin değil; koçluğun, mentörlüğün, liderliğin, Transaksiyonel Analiz’in, Gestalt yaklaşımının ve insan davranışlarını anlamaya çalışan bütün disiplinlerin ortak kapısını aralar.
Çünkü insanın en büyük yanılsaması, hayatını bilinçli seçimlerle yönettiğine inanmasıdır.
Oysa yıllardır bireysel koçluk süreçlerinde, yönetim kurullarıyla gerçekleştirdiğimiz dönüşüm çalışmalarında, liderlerle, girişimcilerle, aile şirketleriyle, ekiplerle ve kurumlarla yürüttüğümüz yüzlerce saatlik derin diyalog bana aynı gerçeği tekrar tekrar gösterdi:
İnsan yaşadığı hayatı değil, çoğu zaman yıllar önce yazdığı yaşam senaryosunu yönetmektedir.
Çocukluğunda “Hata yaparsan sevilmezsin.” mesajını alan bir çocuk, yetişkin olduğunda mükemmeliyetçiliğini başarı sanabilir.
“Kimseye güvenme.” inancıyla büyüyen biri, ekibini sürekli kontrol etmeyi liderlik zannedebilir.
Duygularını ifade ettiğinde cezalandırılan bir çocuk, yetişkin olduğunda profesyonelliği duygusuzlukla karıştırabilir.
Sürekli güçlü görünmek zorunda hisseden bir yönetici, yardım istemeyi zayıflık olarak yorumlayabilir ve tam da bu nedenle büyümesini sağlayacak iş birliklerinden mahrum kalabilir.
Bunlar karakter değildir.
Bunlar kader değildir.
Bunlar değişmez kişilik özellikleri de değildir.
Bunlar, bir zamanlar seni koruyan; bugün ise seni sınırlayan öğrenilmiş uyum stratejileridir.
İşte koçluğun gerçek değeri tam burada başlar.
Koçluk sana ne yapacağını söylemez.
Çünkü sana ne yapacağını söyleyen biri, seni kendisine bağımlı hâle getirir.
Gerçek koçluk ise seni kendine bağımlı değil, kendinle temas hâlinde yaşayan bir insana dönüştürür.
Koçluk cevap üretmez.
Koçluk, yıllardır doğru kabul ettiğin cevapların hangi soruların ürünü olduğunu görünür kılar.
Mentörlük ise başka bir katkı sunar.
Mentör, yalnızca bilgi aktaran kişi değildir; bilgiyi deneyime dönüştürmüş, bedelini ödemiş, sonuçlarını yaşamış ve o yolu yürümek isteyenlere kendi tecrübelerinden ışık tutan kişidir.

Transaksiyonel Analiz bize şunu öğretir:
İnsan bugünkü yaşında yaşasa bile, çoğu zaman çocuklukta yazdığı yaşam senaryolarıyla karar verir.
Gestalt yaklaşımı ise daha da derine iner ve şu soruyu sorar:
Tamamlanmamış hangi deneyim, bugün hâlâ senin yerine konuşuyor?
Sistemik bakış ise bizi bireyin ötesine taşır.
Çünkü hiçbir davranış tek başına ortaya çıkmaz.
Bir lideri anlamak için yalnızca lidere bakılmaz; içinde bulunduğu kültüre, ekibe, ilişkilere, kuruma ve görünmeyen dinamiklere de bakılır.
Aynı şekilde bir aileyi anlamak için yalnızca bireyler değil; kuşaklar boyunca aktarılan görünmez kurallar da görülmelidir.
Belki de bu yüzden gerçek dönüşüm, yeni bilgiler edinmekten çok daha fazlasını gerektirir.
Çünkü bilgi davranışı değiştirmez.
Farkındalık tek başına da davranışı değiştirmez.
Niyet bile davranışı değiştirmez.
Davranış; ancak insan, kendisini yöneten görünmez sistemi fark ettiğinde ve her gün o sistemi bilinçli seçimlerle yeniden inşa etmeye başladığında değişir.
İşte bu nedenle kendine şu soruları sormanı isterim:
Bugün aldığın en önemli kararın gerçekten sana ait olduğundan emin misin?
Yoksa o kararı, yıllar önce incinmemek için geliştirdiğin bir savunma mekanizması mı veriyor?
İnsanlara gerçekten güvenmiyor musun?
Yoksa bir zamanlar kırıldığın için güvenmenin tehlikeli olduğuna mı inandın?
Mükemmel olmaya mı çalışıyorsun?
Yoksa değerli hissedebilmek için kusursuz olmak zorunda olduğuna mı karar verdin?
Başarılı olmak mı istiyorsun?
Yoksa başarının, sevilmenin tek yolu olduğuna mı inanıyorsun?
Liderlik mi yapıyorsun?
Yoksa kontrolü kaybetmekten korktuğun için her şeyi yönetmeye mi çalışıyorsun?
İşte gerçek dönüşüm, bu soruların cesurca sorulduğu yerde başlar.
Çünkü insanın hayatını değiştiren şey, ona verilen tavsiyeler değildir.
Hayatını değiştiren şey, ilk kez kendi zihninin nasıl çalıştığını görebilmesidir.
Kendisini görebilen insan, seçimlerini değiştirebilir.
Seçimlerini değiştiren insan, ilişkilerini dönüştürebilir.
İlişkilerini dönüştüren insan, ekiplerini güçlendirebilir.
Ekiplerini güçlendiren liderler, kurumların kültürünü değiştirebilir.
Ve kültürü değişen kurumlar, yalnızca daha yüksek performans üretmez; daha güvenli, daha yaratıcı ve daha insani çalışma alanları inşa eder.
Belki de insanın yaşamı boyunca cevaplaması gereken en önemli soru şudur:
Bugüne kadar hayatını, gerçekten kendi değerlerin doğrultusunda mı yaşadın; yoksa bir zamanlar seni hayatta tutan, bugün ise seni olduğun yerde tutmaya devam eden görünmez kararların doğrultusunda mı?
Çünkü hakikat, çoğu zaman yeni bir cevap bulduğunda değil; yıllardır doğru sandığın soruyu değiştirebildiğinde görünür olur.




