Kendinizi Tanıdığınızı Düşünüyorsunuz… Peki Kararlarınızı Kim Veriyor?
İnsan yaşamı boyunca binlerce karar verir.
Sabah kaçta uyanacağından, kiminle hayatını paylaşacağına; hangi mesleği seçeceğinden, hangi şehirde yaşayacağına; neyi kabul edip neyi reddedeceğine kadar sayısız seçim yapar. Bu nedenle çoğu insan yaşamının kendi kararlarının toplamı olduğuna inanır.

Bu cümle ilk bakışta doğrudur.
Ancak eksiktir.
Çünkü asıl soru, hangi kararları verdiğiniz değildir.
Asıl soru, o kararları veren kişinin gerçekten kim olduğudur.
Bu soru ilk bakışta felsefi görünebilir. Ancak bugün davranış bilimlerinden nörobilime, liderlik araştırmalarından örgütsel psikolojiye kadar birçok disiplin, insanın karar verme süreçlerinin düşündüğünden çok daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor. İnsan kendisini tamamen rasyonel bir varlık olarak görmek istese de, araştırmalar kararlarımızın önemli bir bölümünün geçmiş deneyimlerimiz, duygusal hafızamız, alışkanlıklarımız, sosyal çevremiz ve farkında olmadığımız zihinsel kalıplar tarafından şekillendirildiğini gösteriyor.
İşte bu nedenle kendinizi tanımak, karakterinizi tanımlamak değildir.
Kendinizi tanımak, kararlarınızı yöneten görünmeyen sistemi fark edebilmektir.
Şimdi bu yazıyı okumaya devam etmeden önce kendinize yalnızca bir soru sorun.
Bugün verdiğim kararların ne kadarı gerçekten bugünkü bilincime ait, ne kadarı ise yıllardır sorgulamadan tekrar ettiğim bir düşünme biçiminin sonucu?
Bu soruya hemen cevap vermeyin.
Çünkü insanın en hızlı verdiği cevaplar, çoğu zaman en az düşündüğü cevaplardır.
⸻
Kendinizi gerçekten tanıyor musunuz, yoksa yalnızca kendiniz hakkında oluşturduğunuz hikâyeyi mi biliyorsunuz?
Bir yöneticiyle çalışırken ona “Kendinizi üç cümleyle anlatır mısınız?” diye sorduğumda çoğu zaman şu tür cevaplar alıyorum:
“Ben mükemmeliyetçiyim.”
“Ben insanlara kolay güvenmem.”
“Ben güçlü bir liderim.”
“Ben duygularını göstermeyen biriyim.”
Peki bu cümleler gerçekten kişinin kendisini mi anlatıyor?
Yoksa yıllar boyunca tekrar ettiği bir kimlik hikâyesini mi?
İnsan zihni belirsizlikten hoşlanmaz. Kim olduğunu bilmek ister. Bunun için de yaşamı boyunca yaşadığı deneyimlerden bir kimlik oluşturur. Sonra ilginç bir şey olur.
Bir süre sonra o kimliği yaşamaya başlar.
Artık yalnızca davranışlarını değil, davranışlarının nedenlerini de o hikâyeye göre açıklamaya başlar.
“Kızıyorum çünkü ben buyum.”
“Yaklaşmıyorum çünkü ben böyle bir insanım.”
“Risk almıyorum çünkü karakterim bu.”
Şimdi kendinize şu soruyu sorun.
Hayatınız boyunca kendiniz hakkında en çok tekrar ettiğiniz üç cümle hangileri?
Onları bir kâğıda yazın.
Sonra her cümlenin altına şu soruyu ekleyin.
Bunu ilk ne zaman söylemeye başladım?
Hatırlamıyor olabilirsiniz.
İşte tam da bu nedenle bu soru değerlidir.
Çünkü çoğu kimlik cümlesi bilinçli bir seçim değildir.
Çocuklukta duyulan mesajların, yaşanan hayal kırıklıklarının, ödüllerin, cezaların ve tekrar eden deneyimlerin oluşturduğu sessiz kararlardır.

Kararlarınızı gerçekten siz mi veriyorsunuz?
Şimdi daha zor bir soruya geçelim.
Hayatınızdaki en önemli üç kararı düşünün.
Mesleğinizi seçmeniz…
Evliliğiniz…
Boşanmanız…
Şirket kurmanız…
Ortaklık yapmanız…
Çocuk sahibi olmanız…
Bir ülkeye taşınmanız…
Şimdi kendinize şu soruyu sorun.
Bu kararları gerçekten ben mi verdim?
Bu soruyu küçümsemeyin.
Çünkü vereceğiniz cevap, yaşamınızı nasıl gördüğünüzü gösterecek.
Eğer “Elbette ben verdim.” diyorsanız, size ikinci bir soru sormak isterim.
Kararı verdiğiniz günkü siz ile bugünkü siz aynı kişi miydi?
Bugünkü bilgiye sahip miydiniz?
Bugünkü deneyime?
Bugünkü özgüvene?
Bugünkü duygusal olgunluğa?
Eğer değildiyseniz…
Kararı veren kişi gerçekten bugünkü siz olabilir mi?
Yoksa o günün ihtiyaçları, korkuları ve beklentileri miydi?
Birçok insan geçmişte aldığı kararları bugünkü kimliğiyle açıklamaya çalışır.
Oysa kararlar her zaman o günün bilinciyle alınır.
Bu nedenle geçmişinizi yargılamak yerine anlamaya çalışmak çok daha değerlidir.
⸻
Aynı olaya herkes neden farklı tepki verir?
İki yönetici aynı geri bildirimi alıyor.
Birisi teşekkür ediyor.
Diğeri savunmaya geçiyor.
İki çocuk aynı ailede büyüyor.
Birisi cesur oluyor.
Diğeri çekingen.
İki kardeş aynı ebeveynlerle büyüyor.
Birisi risk alıyor.
Diğeri her şeyi kontrol etmeye çalışıyor.
Şimdi kendinize şu soruyu sorun.
Davranışı belirleyen gerçekten olaylar mı, yoksa olaylara yüklediğimiz anlamlar mı?
Bu soru yalnızca psikolojinin değil, liderliğin de temel sorularından biridir.
Çünkü insanlar olaylara değil, olayların kendi zihinlerinde oluşturduğu anlama tepki verirler.
Bir yönetici için çalışanının itirazı gelişim fırsatıdır.
Başka bir yönetici için otoritesine saldırıdır.
Olay aynıdır.
Karar farklıdır.
Çünkü anlam farklıdır.
Peki siz yaşamınızda anlamları nasıl oluşturuyorsunuz?
Eleştiriyi tehdit olarak mı yorumluyorsunuz?
Yoksa gelişim fırsatı olarak mı?
Başarısızlığı kimliğinizin bir parçası mı görüyorsunuz?
Yoksa yalnızca sonuç vermeyen bir deneme olarak mı?
Hayatınıza yön veren şey cevaplarınız değil, olayları yorumlama biçiminizdir.
⸻
Belki de yaşamınızı yöneten şey kararlarınız değildir.
Davranış bilimleri uzun zamandır ilginç bir noktaya dikkat çekiyor.
İnsanlar çoğu zaman bilinçli karar verdiklerini düşünürler.
Ancak günlük yaşamın büyük bölümü alışkanlıklar, otomatik düşünme kalıpları ve tekrar eden davranış örüntüleriyle yönetilir.
Bu kötü bir şey değildir.
Aksi olsaydı sabah dişinizi fırçalamak bile saatler sürebilirdi.
Ancak aynı mekanizma ilişkilerinizi, liderliğinizi ve yaşamınızı yönetmeye başladığında dikkat edilmesi gereken bir alan oluşur.
Çünkü alışkanlıklar yalnızca davranış üretmez.
Düşünce de üretir.
Bir eleştiri duyduğunuz anda zihniniz ne söylüyor?
Bir hata yaptığınızda kendinizle nasıl konuşuyorsunuz?
Başarılı olduğunuzda bunu hak ettiğinize inanıyor musunuz?
Yoksa “Şanslıydım.” diyerek değerinizi küçültüyor musunuz?
Bu sorular basit görünür.
Ancak yaşam kalitesi çoğu zaman bu görünmeyen iç konuşmalar tarafından belirlenir.
⸻
Liderlik önce kendini yönetme sanatıdır.
Bugün kurumlar teknolojiye yatırım yapıyor.
Yapay zekâya yatırım yapıyor.
Stratejiye yatırım yapıyor.
Ancak geleceğin en önemli rekabet avantajı teknolojiden önce insanın kendisini yönetebilme kapasitesi olacaktır.
Çünkü kararlarını tanımayan bir lider, ekibini yönetmeden önce kendi korkularını yönetmeye çalışacaktır.
Dinlemeyen bir lider yalnızca iletişim problemi yaşamaz.
Kendi iç sesini başkalarının üzerine yansıtır.
Sınır koyamayan bir yönetici yalnızca “iyi niyetli” değildir.
Belki de reddedilmekten korkuyordur.
Aşırı kontrol eden bir lider yalnızca disiplinli değildir.
Belki de belirsizliğe tahammül etmekte zorlanıyordur.
Bu nedenle liderlik pozisyonla başlamaz.
Öz farkındalıkla başlar.
⸻
Şimdi kendinizle sessizce oturun.
Bu yazının sonunda size cevap vermek istemiyorum.
Çünkü gerçek cevaplar dışarıdan gelmez.
Onlar, doğru soruların yeterince uzun süre zihninizde kalmasına izin verdiğinizde ortaya çıkar.
Bugün yaşamınızın hangi alanında “Ben buyum.” diyorsunuz?
Bu gerçekten siz misiniz?
Yoksa yıllar önce verdiğiniz bir karar mı?
Bugün hangi ilişkiyi sürdürüyorsunuz?
Bu gerçekten sevgi mi?
Yoksa yalnız kalma korkusu mu?
Bugün hangi işi yapıyorsunuz?
Bu gerçekten tutkuyla yaptığınız bir seçim mi?
Yoksa güvenli olduğu için devam ettiğiniz bir alışkanlık mı?
Bugün hangi başarıyı kovalıyorsunuz?
Bu gerçekten sizin hayaliniz mi?
Yoksa bir gün değerli hissedebilmek için seçtiğiniz bir hedef mi?
Bugün kimi affedemiyorsunuz?
Gerçekten onu mu affedemiyorsunuz?
Yoksa yaşadığınız olayın sizde bıraktığı anlamı mı?
Bugün en çok neyi kontrol etmeye çalışıyorsunuz?
Kontrol ettiğiniz şey gerçekten dış dünya mı?
Yoksa kendi içinizde hissetmek istemediğiniz bir belirsizlik mi?
Ve son olarak…
Belki de bu yazının en önemli sorusu budur.
Eğer bugün bütün unvanlarınız, başarılarınız, rolleriniz, sahip olduklarınız ve başkalarının sizin hakkınızda söyledikleri bir anda ortadan kalksaydı… geriye kalan kişiyi gerçekten tanıyor olur muydunuz?
Bu soruya vereceğiniz cevap, yalnızca kim olduğunuzu değil, bundan sonra kim olmayı seçeceğinizi de belirleyebilir.
Çünkü yaşamın en büyük dönüşümü, yeni kararlar almakla başlamaz.
İnsan, kararlarını kimin verdiğini fark ettiğinde başlar. Çünkü insanın özgürlüğü, her istediğini yapabilmesinde değil; neden öyle düşündüğünü, neden öyle hissettiğini ve neden öyle davrandığını görebilmesinde saklıdır.
Belki de kendinizi tanıma yolculuğu, “Ben kimim?” sorusuyla değil, çok daha cesur bir soruyla başlar:




