İnsan Kendinden Kaçarken Zihninde Nasıl Bir Dünya Kurar?
İlişkilerde, iletişimde ve insanın kendi iç sesinde oluşan görünmeyen hikâyelerin yaşamı nasıl şekillendirdiği üzerine
İnsan zihni düşündüğünden çok daha güçlü bir hikâye anlatıcısıdır.
Bir bakışı değiştirir…
Bir sessizliği büyütür…
Bir kelimeyi yeniden yorumlar…
Bir paylaşımın içine kendi korkularını yerleştirir…

Ve bir süre sonra insan,
olanı yaşamayı bırakır.
Kendi zihninde oluşan anlamların içinde yaşamaya başlar.
İşte insan ilişkilerinin en derin kırılmaları çoğu zaman burada başlar.
Çünkü insan yalnızca dış dünyayla ilişki kurmaz.
Kendi geçmişiyle, kendi eksik kalmış hisleriyle, kendi görmekten çekindiği taraflarıyla da ilişki kurar.
Bu yüzden bazı insanlar bir cümlenin içinde günlerce yaşayabilir.
Bazıları küçücük bir mesafeyi terk edilmek gibi hissedebilir.
Bazıları bir paylaşımın doğrudan kendisine yapıldığına inanabilir.
Çünkü zihin,
tamamlayamadığı duyguların etrafında hikâyeler üretmeye başlar.
Gestalt öğretisinin en derin alanlarından biri tam burada görünür hale gelir:
İnsan zihni yarım kalan hiçbir duyguyu bırakmak istemez.
Belirsiz kalan ilişkiyi…
Söylenmeyen cümleyi…
Netleşmeyen bakışı…
Cevapsız kalan soruyu…
Kendi içinde tamamlamaya çalışır.
Ve çoğu zaman bu tamamlamayı gerçekle değil,
yorumla yapar.
İnsan zihni boşluk sevmez.
Boşluğu anlamla doldurur.
Bir insan uzaklaştığında zihnin hemen çalışmaya başlar:
“Kesin artık sevmiyor.”
“Bana değer vermiyor.”
“Beni cezalandırıyor.”
“Beni görmezden geliyor.”

Oysa bazen karşındaki insan yalnızca kendi içinden geçiyordur.
Fakat insanın zihni,
kendi korkularını dış dünyaya yansıtmaya başladığında,
gerçekle yorum birbirine karışır.
İşte bugün insanların “manipülasyon” dediği alanların büyük bir bölümü burada oluşuyor.
Çünkü insan bazen gerçekten yönlendirilir.
Bazen ise kendi zihninin oluşturduğu hikâyenin içinde kaybolur.
Gerçek yönlendirme nasıl oluşur biliyor musun?
İnsan sürekli kendisini açıklamak zorunda hisseder.
Kendi hislerinden şüphe etmeye başlar.
Karşı tarafın onayına bağımlı hale gelir.
Sürekli suçluluk yaşar.
Ne hissedeceğini bilemez hale gelir.
Ve zamanla kendi merkezinden uzaklaşır.
Bu, insan ruhunun yavaş yavaş bulanıklaşmasıdır.
Fakat ilişkilerde başka bir alan daha vardır.
İnsan bazen kendi görmek istemediği duygudan kaçmak için de zihninde başka bir hikâye oluşturur.
Çünkü hakikat insanı dönüştürür.
Hakikat insanın:
* kibirini,
* korkularını,
* bağımlılıklarını,
* yetersizlik hissini,
* kontrol arzusunu
görmesini sağlar.
Ve insanın en zorlandığı yer tam burasıdır.
Kendisiyle karşılaşmak.
Bu yüzden bazı insanlar sürekli dışarıyı konuşur.
Sürekli başkalarının yanlışlarını anlatır.
Sürekli kendisini açıklamaya çalışır.
Çünkü insan dışarıyla meşgul oldukça,
kendi içindeki sessizliği duymamaya başlar.
Bir insanın sürekli:
“Beni manipüle ettiler.”
demesi bile bazen kendi içinde taşıdığı karmaşanın sesi olabilir.
Çünkü insan zihni,
taşıyamadığı duyguyu dışarıya yansıtabilir.
Kendi değersizlik hissini,
başkasının davranışı gibi yaşayabilir.
Kendi korkusunu,
başkasının saldırısı gibi hissedebilir.
Kendi bastırılmış öfkesini,
başkasının niyeti sanabilir.
Ve bir süre sonra yaşadığı duyguyu değil,
zihninin kurduğu hikâyeyi gerçek kabul etmeye başlar.
İşte insanın kendisinden uzaklaştığı yer tam burasıdır.
Bu yüzden olgun farkındalık,
önce insanın kendisine dönmesiyle başlar.
Şimdi kendine sessizce sor:
Ben şu an gerçekten ne hissediyorum?
Bu duygu bana ilk kez mi geliyor?
Yoksa yıllardır farklı insanlarla aynı hissi mi yaşıyorum?
Ben gerçekten karşımdaki insanı mı görüyorum…
yoksa kendi korkularımın içinden mi bakıyorum?
Ben anlaşılmak mı istiyorum…
haklı çıkmak mı?
Ben sevilmek mi istiyorum…
yoksa yalnız kalmaktan mı korkuyorum?
Bu sorular insanı küçültmez.
İnsanı derinleştirir.
Çünkü insan kendisine dürüstleşmeye başladığında,
başkalarını suçlama ihtiyacı azalır.
Ve işte o zaman insan ilişkileri değişmeye başlar.
Çünkü insanın en büyük kör noktası çoğu zaman kendisidir.
Kendi iç dünyasını göremeyen biri,
dışarıdaki insanları da net okuyamaz.
Bu yüzden iletişim yalnızca konuşmak değildir.
İnsanın kendi zihnini izleyebilmesidir.
Koçluk süreci insanın kendi iç sesini duymaya başlamasına alan açar.
İnsan davranışları üzerine yapılan çalışmalar,
kişinin tekrar eden ilişki döngülerini fark etmesini sağlar.
Mentorluk süreci ise yaşam deneyimi, iletişim bilgisi, insan davranışları ve farkındalığı bir araya getirir.
İnsan yalnızca ilişkilerini değil,
kendi zihninin nasıl çalıştığını da okumaya başlar.
Ve insan zihnini izlemeye başladığında,
hayatındaki birçok düğüm sessizce çözülmeye başlar.
Çünkü insan bazen başkalarının kurduğu dünyada değil…
kendi zihninin oluşturduğu hikâyelerin içinde kaybolur.
Ve hakikat,
insanın ilk kez kendi içindeki sesi gerçekten duymasıyla görünür hale gelir.




