İnsan Zamanını mı Kaybeder, Yoksa Kendisini mi?
İnsan yaşamının belirli dönemlerinde durup geriye bakar. Bazen kırk yaşında, bazen altmışında, bazen de büyük bir kırılmanın hemen ardından aynı cümleyi kurar: “Yıllar nasıl geçti, anlayamadım.” İlk bakışta bu cümle, zamanın hızına duyulan bir hayret gibi görünür. Oysa biraz daha derine indiğimizde fark ederiz ki insanı asıl rahatsız eden geçen yıllar değildir. Onu rahatsız eden, o yılların içinde kendisiyle ne kadar az karşılaşmış olmasıdır.

Zaman, insanın sahip olduğu bir varlık değildir. Doğduğumuz gün başlamaz, öldüğümüz gün de sona ermez. Biz yalnızca onun içinden geçeriz. Bu nedenle “zaman kaybetmek” ifadesi, psikolojik olarak güçlü görünse de varoluşsal olarak eksik bir tanımdır. Çünkü kaybedilen zaman değil, çoğu zaman fark edilmeden sürdürülen yaşamdır.
Koçluk çalışmalarında yıllardır dikkatimi çeken ortak bir örüntü vardır. İnsanlar hedeflerine ulaşamadıkları için değil, kendilerinden uzaklaştıkları için yorulurlar. Dışarıdan bakıldığında başarılı görünen birçok insanın iç dünyasında derin bir boşluk taşımasının nedeni de budur. Kariyer büyümüş olabilir, ilişkiler devam ediyor olabilir, ekonomik koşullar iyileşmiş olabilir; ancak kişi kendi değerlerinden, kendi ihtiyaçlarından ve kendi hakikatinden uzaklaştığında, elde ettiği hiçbir sonuç ona gerçek bir doyum vermez.
İşlem Analizi, yaşamın ilk yıllarında aldığımız kararların zamanla bir yaşam senaryosuna dönüştüğünü söyler. Çocukken verdiğimiz “Sevilmek için güçlü olmalıyım.”, “Hata yapmamalıyım.”, “Kimseye yük olmamalıyım.” gibi görünmez kararlar, yetişkinlikte çoğu zaman sorgulanmadan yaşamı yönetmeye devam eder. İnsan, kendi seçtiğini düşündüğü birçok yolu aslında yıllar önce yazılmış bir senaryonun etkisiyle yürüyebilir. Bu nedenle çoğu kişi zamanın geçtiğini düşünürken, gerçekte tekrar eden bir yaşam döngüsünün içinde hareket ediyordur. (Toolshero)
Gestalt yaklaşımı ise dikkatimizi başka bir noktaya çeker. İnsan, tamamlanmamış yaşantılarını bugüne taşır. Geçmişte görülmeyen bir çocuk, bugün sürekli onay arayan bir yetişkine dönüşebilir. Değeri fark edilmeyen biri, yıllarca başarı peşinde koşabilir. Bir zaman sonra başarı amaç olmaktan çıkar; eksik hissedilen değerin yerine konmaya çalışıldığı bir telafi mekanizmasına dönüşür. Böyle bir yaşamda geçen şey yalnızca yıllar değildir; insan, kendi öz benliğiyle kurabileceği temasın da giderek zayıfladığını fark etmeden yaşamaya başlar. Gestalt yaklaşımının farkındalık ve temas kavramları tam da bu nedenle dönüşümün merkezinde yer alır. (Animas Centre for Coaching)
Koçluğun en güçlü yönlerinden biri, insana yeni bir hayat vermesi değildir. Koçluk, insanın zaten yaşadığı hayatı ilk kez gerçekten görebilmesini sağlar. Çünkü değişim, daha fazla bilgi edinmekle başlamaz. Değişim, insanın kendi düşüncelerini, duygularını, seçimlerini ve tekrar eden örüntülerini yargılamadan fark edebilmesiyle başlar. Psikoterapi ve koçluk alanındaki çalışmalar da öz farkındalığın, değişim ve gelişimin temel bileşenlerinden biri olduğunu göstermektedir. (PMC)

Belki de bu yüzden yaşamın sonunda insan kendisine “Kaç yıl yaşadım?” diye sormaz. Asıl soru şudur: “Yaşadığım yılların ne kadarında gerçekten bendim?” Çünkü aynı takvimin içinde yaşayan iki insan bambaşka hayatlar kurabilir. Birisi yıllarını yalnızca alışkanlıklarını tekrar ederek geçirirken, diğeri tek bir farkındalık anıyla bütün yaşamının yönünü değiştirebilir.
Bugün kendinize şu soruları yöneltmenizi isterim.
Gerçekten kendi kararlarınızı mı yaşıyorsunuz, yoksa çocukluğunuzda yazılmış görünmez bir yaşam senaryosunu mu sürdürüyorsunuz?
Başarı dediğiniz şey, sizi siz yaptığı için mi değerli, yoksa başkalarının sizi onaylamasını sağladığı için mi?
En son ne zaman hiçbir rolünüzün arkasına saklanmadan, hiçbir unvanınıza tutunmadan, yalnızca kendiniz olarak sessizce oturabildiniz?
Ve belki de en önemlisi…
Bugüne kadar gerçekten zamanınızı mı kaybettiniz, yoksa zamanın içinde yavaş yavaş kendinizden mi uzaklaştınız?
İnsanın yaşamını değiştiren cevaplar değildir. Yaşamını değiştiren, kendisinden kaçmayı bıraktığı ve cesaretle kendi gerçeğine bakabildiği andır. İşte koçluğun başladığı yer de tam olarak burasıdır. Çünkü insan kendisini yeniden gördüğünde yalnızca geleceğini değiştirmez; geçmişine yüklediği anlamı da dönüştürmeye başlar. O andan itibaren geçen zaman artık bir kayıp değil, bilinçle yaşanan bir yolculuğa dönüşür.




